özgürlük

solda erkek şiddetinin bir kavram olarak tanınması, kınanması büyük ölçüde ortak bir değer haline geldi. ancak feminizm karşıtlığı çok önemli bir ortak değer ve erkek şiddetine duyulan tepkiden güçlü olabiliyor. böylece erkek şiddeti, patriyarkadan başka aklınıza gelebilecek binbir şeyle açıklanıyor ve çözümsüz kalıyor…
1 mayıs’ta gündemimiz, sendika barajı, grev yasakları, işten atmalar, işsizlik, mesai ücreti verilmeyen uzun çalışma saatleri, kadınların eşdeğer işe eşit ücret alamaması… bunları alanda dillendirmek de yetmez, sendikal mücadelenin de sürekliliğe ihtiyacı var.
“lubunyaların güvenliği temel insan hakkı. sadece ‘sırada kim var’ endişesiyle, bir gün bize de sıra gelebilir öngörüsüyle değil, lubunyalar olmadan cinsiyet eşitliği, özgürlük, demokrasi olmayacağı için, meclisteki partilerden sendikalara bütün güçlerin bu tasarıya karşı harekete geçmesi gerek.”
8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde farklı sektörlerden kadın işçilerin talepleri ortak… Cinsel tacizin şiddetin, mobbingin olmadığı işyerlerinde düzenli, güvenceli işlerde eşdeğerde işe eşit ücret alarak çalışmak istiyorlar. 8 Mart’ta da mesai yapmak zorunda olan kadınların istedikleri ise ücretli izin.
“diyarbakır’da 13-14 ocak’ta gerçekleşen “sessizlik zinciri: kadın siyasi mahpusların etrafındaki duvarları yıkmak” başlıklı konferansta, dünyanın başka yerlerinde, bizimkine çok benzer şeyler yaşandığını fark ettik.”
pastacılık okulları, mutfak atölyeleri, youtuber’lar almış başını giderken, çocuk sahibi olmayı tercih etmiş ya da buna mecbur olduğuna inanmış veya buna mecbur bırakılmış bir kadın olmak neden iyi kek yapmanın garantisi olsun?
Tek adamlarla mücadele ettiğimiz gibi kadınların kazanılmış haklarına, eşitliğine, özgürlüğüne, kadınların birlikteliğine karşı politikalar üreten kadınlara karşı da buradayız.
Ortada bir feminist/kadın hareketi olmasaydı da AKP’nin kutuplaştırıcı politikaları arasındaki büyük projesi yine kadın düşmanlığı olurdu. Çünkü AKP’nin fıtratı bu! Hayatlarından ve onurlarından taviz vermemekte ısrarlı olan kadınlar, tüm saldırılara karşı bir arada yürümeye devam edecek.
Neoliberal ve cinsiyetçi ekonomik politikalar; genç kadınları ucuz ve güvencesiz emek haline getirdiği için sermaye ile patriarkanın işbirliği bakımından oldukça işlevsel. Genç kadınların gerçekten mutlu olabilmesinin yolu ise özgürlük, eşitlik, güvenlik ve saygınlık koşulları altında verimli çalıştıkları, yeterli ücret ve sosyal korunmanın sağlandığı işlerde istihdam ediliyor olmalarından geçiyor
Sadece kadın örgütleri değil, meslek örgütlerinin kadın yapılarından da daha güçlü bir ses geliyor.  DİSK, KESK, TMMOB, TTB’den kadınlar, İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılmasına karşı seslerini yükseltiyor.
Pandemi sürecinde hem evde hem işyerlerinde çok çalıştık.  Ama emeğimiz hâlâ değersiz, hâlâ ilk işten atılanlar biz oluyoruz. Bu yıl 8 Mart’ta grev ve direniş alanlarında her zamankinden daha fazla kadın işçi var. Deneyimlerimizi ortaklaştırıp, seslerimizi birleştirelim.
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!