Cinsiyetçi baskılara, mobbinge, mezhepçiliğe sessiz kalmadığı için işten atıldı

CHP ‘Değişim şart’ dedi; ancak CHP’li belediyelerde çalışan işçiler için değişen pek bir şey yok. Soğanın fiyatını sorgulaması bile yasak olan kadın işçiler mobbinge maruz kalıyor, yapamayacakları işlere zorlanıyor, iş kazalarına açık hale getiriliyor. Baskılara direnenler de işten atılıyor. Ağustosta işten atılan Tülay Çal da bu işçilerden biri…
Paylaş:

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) iştirak şirketi İsper AŞ’ye bağlı olarak belediyenin sosyal tesislerinde çalışan Tülay Çal, hem çalışırken hakkını aradığı için hem de iş kazası geçirip raporlu olduğu dönemde hakkında tutulan keyfi tutanaklar sonucu, İş Kanunu’nun 25/2 maddesi gerekçe gösterilerek tazminatsız işten atıldı. Pazartesi günü Saraçhane Parkı’nda oturma eylemine başlayan Tülay’la çalışma koşullarını, işten atılma sürecinde yaşadığı haksızlıkları konuştuk.

Tülay 1980 doğumlu, Sivaslı. Evli ve bir çocuk annesi. Uzun yıllardır Sancaktepe’de oturuyor. İBB’nin sosyal tesislerinde çalışmaya başlamadan önce, çeşitli kimya fabrikalarında ve tekstil atölyelerinde çalışmış. Bir süre ev işçiliği yapmış. İki buçuk yıl önce ise sosyal tesislerde çalışmaya başlamış. 25 yıllık çalışma hayatı boyunca “ilk kez bir işten bu şekilde haksızca çıkarıldığını” belirtiyor Tülay.

İlk olarak Sultanbeyli Gölet Sosyal Tesisleri’nde işe başlamış. 14 ay burada çalıştıktan sonra ani bir kararla Kent Lokantası’na işe gönderilmek istenmiş. Tülay kent lokantalarındaki çalışma saatlerinin ona uymadığını, çünkü tesislerdeki çalışma saatlerine göre çeşitli kurs ve eğitimlere yazıldığını söylemiş.

Kız çocuğu olduğum için, ailem beni memleketimizde okul yok diye okutmamıştı. Ben de bu şansı şimdi yakaladığım için açık öğretime ve belli kurslara kaydolmuştum. Bilgisayar kursu, meslek edinme kursu gibi… Kent lokantasındaki çalışma saatleri bunlara uymuyordu, bir nevi onların kararına karşı gelmiş oldum.”

Kadınlığını bil, devlete laf etme

Bunun üzerine Tülay’ı, Sancaktepe’de bulunan Safa Tepesi Sosyal Tesisleri’nde işe başlatmışlar. Tülay burada amir ve müdürleri tarafından mobbinge maruz bırakıldığını anlatıyor. Özellikle siyasi görüşlerini dile getirdiğinde şeflerinden sert ve cinsiyetçi tepkiler almış:

Orada sekiz ay mobbing ve baskıya maruz kaldım. Çünkü müdürlüğün verdiği karara karşı çıkmış bir insandım. Safa Tepesi’nde çalışırken kurduğum normal herhangi bir cümlede, mesela ‘Bugün patatesin kilosu neden 25 lira?’ dediğimde, herhangi bir eleştiri yaptığımda, şefim direkt ‘Ya sen de her şeyi eleştiriyorsun, ne biçim kadınsın, kadınlığını bil, devlete laf etmeye hakkın yok, başımızda bir devlet var’ diyordu. ‘Ya öğrenciler okuyamıyor, çocuklar mağdur oluyor, yazık’ desem, ‘Ya sen de her şeyi eleştiriyorsun, kadın mısın, baş belası mısın, işine bak’ diyordu.

Ayrıca sürekli olarak tutanak tehdidiyle karşılaştığını söylüyor Tülay. Herhangi bir konuda hakkını aradığında ya da kendisine yönelik belli uygulamaların sebebini sorguladığında müdürler tarafından tutanakla tehdit edilmiş:

Vardiya değişimiyle ilgili sorun oluyordu en basitinden. Mesela ben bu hafta akşam vardiyasındayım, bir bakıyorum, bir sonraki haftanın programında tekrar akşam vardiyasına yazılmışım. ‘Ee şefim ben geçen hafta akşamdaydım, niye bu hafta da akşamdayım, benim sabaha geçmem gerekirdi’ deyince, ‘Servis öyle gerek gördü, biz öyle yazdık, buranın yöneticisi sen değilsin, biziz, bize karşı mı geliyorsun, tutanak mı yemek istiyorsun’ diyordu. Benim onlara her söylediğim kelimede, her verdiğim cevapta beni tutanakla tehdit ettiler.

Ramazanda neden oruç tutmuyorsun?

Tülay, Safa Tepesi Sosyal Tesisleri’nde Alevi kimliğinden ve siyasi görüşlerinden dolayı da çeşitli şekillerde ayrımcılığa maruz kaldığını anlatıyor:

Sürekli mezhebimden dolayı ve siyasi görüşüm yönetimdekilerden farklı olduğu için beni aşağılamaya yönelik sözler söylediler. Bir şey olduğunda ‘Siz zaten böylesiniz’ dediler. Mesela ramazanda oruç tutmadığım için neden oruç tutmadığım sorgulandı. Veya yemek yediğim saatlerde… Oruç tutanlara farklı bir yemek verilip de bize neden yok dediğim zamanlar oldu. Aşçıbaşılara ‘Kendi yiyeceğiniz kadar yapın’ dendiğini duydum.

Tülay, amirlerinin kendi yaptığı işi diğer işçilerin işiyle eşit görmediğini, diğer personele davranıldığı gibi kendisine davranılmadığını belirtiyor. Bu ayrımcılık ve mobbing koşullarında çalışmak istemediği için Lojistik Destek Hizmetleri’ne giderek yaşadıklarını anlatmış ve işyerinin değiştirilmesini istemiş.

Bu şikâyetlerine rağmen talebi yerine getirilmemiş. Bir de üstüne fiziksel engelinden dolayı yerine getiremeyeceği bir iş olan bulaşıkhanede görevlendirilmiş, bu görevi yapamayacağını söylediği için de hakkında tutanak tutulmuş ve para cezası kesilmiş:

Bulaşıkhanede personel eksikliği olduğu zaman, 55 personelin içinden, 50 erkek, 5 bayanın olduğu bir yerde, direkt beni seçmeleri beni rahatsız etti. Ama ben bunu yapamayacağımı dile getirdim, bana tutanak tuttular. Verilen işi yapmıyor diye… Ben o tutanağa 2 Ağustos’ta savunmamı yazdım. ‘Tamamen sağlık nedenlerimden dolayı bu işi yapamıyorum, çay ocağına verdiniz yaptım, temizliğe verdiniz yapıyorum, getir götür işlerini yapıyorum, ama benim sol bacağımda 2007’de geçirdiğim bir trafik kazası nedeniyle platin var, belimde bel fıtığı var’ diye belirttim. Bulaşıkçılık kaygan zeminde yapılan bir iş olduğundan, bu işin bedenimin kaldıramayacağı bir iş olduğunu belirttim. İşe girerken de bacağımdaki platinle ilgili raporlarımı vermiştim, bu biliniyordu. Savunma yaptığım halde, onlara doktordan engelli olduğuma dair rapor getirebileceğimi söylediğim halde, bunu beklemeden bana ceza kestiler. Ve beni 13 Ağustos’ta tekrar bulaşıkhaneye koydular.

Hadi hadi‘ baskısı

Bulaşıkhanede çalışırken sürekli bir ‘hadi hadi’ baskısı altında çalıştığını söylüyor Tülay. Ayrıca, kendisine yönelik hakaret ve bağırmalar burada da devam etmiş:

Ben bulaşıkhaneye girdim, çalışıyordum. Aşçılardan biri sürekli orada bir iş biriktiği zaman, bulaşık işi yoğun olduğu zaman, ‘Hadi abla bunları da yıka, hadi abla’ deyip duruyordu. Bana sürekli bağırıyordu, hakaret ediyordu. Dörtte girdiğim bulaşıkhanede 9.30’a kadar bir bardak çay dahi içmeden, bir yudum su içmeye vakit bulamadan çalışıyordum. Çünkü iş çok yoğundu, yetiştiremiyordum, yapabildiğim kadarını yapıyordum ama tencereler ve diğer şeyler birikince sürekli ‘hadi hadi’ diyorlardı.

Tülay’a bir gün amir yardımcısının kendisini çağırdığını söylemişler. Şef çok sert bir üslupla hemen gitmesini söylemiş ona. Biraz stres ve korku altında gitmeye çalışırken, bulaşıkhanenin ıslak ve kaygan zemininden dolayı iş kazası geçirmiş:

Orada ellerimi duruladım, tabii bu arada ayaklarım ıslanmıştı, yer de ıslaktı, kayıyordu. Zaten dikkat ediyordum. Ama oradan dönüp de yürürken fark edemedim, bir anda kendimi yerde buldum. Ben belimden korktum, çünkü belimin üstüne düştüm. Ama kaburgam kırılmış. Beni yerden kaldırdılar, bir yere oturtmaya çalıştılar ama oturamadım. Meğerse o arada kaburgalarım kırılmış. Ambulansla hastaneye gönderildim. Röntgende kaburgamın çatladığı, belimde zedelenme olduğu çıktı; bana 10 gün rapor yazdılar.

İş kazası geçirdim, raporluyken tutanak tuttular

Ciddi bir iş kazası sonucunda 10 gün raporlu olan Tülay, rapor almasının üzerinden 3-4 gün geçtikten sonra Lojistik Destek Hizmetleri’nden çağırılmış. Hem sağlık durumundan hem de özel arabası olmadığı için çağırdıkları gün gidememiş görüşmeye. Bir iki gün sonra gittiğinde ise kendisi hakkında ‘verilen işi yapmamak’tan ikinci bir tutanak tutulduğunu görüyor.

Verilen işi yapmıyor diye tutanak tutmuşlar. Bu verilen işi yapmıyor ne demek, ben anlamıyorum. Ben bu nedenle savunmamı 2 Ağustos’ta zaten vermiştim. Aynı tutanağı ikinci sefer tutmanın anlamı neydi, ben bilmiyorum. Ve ben o sırada raporluydum. Raporum 25 Ağustos’ta bitiyordu. Ve ben buna rağmen gittim, o tutanağı kabul etmediğimi söyledim. Bir de benim arkadaşlarımla geçinemediğimi söylemişler. Ben bunu da kabul etmedim. Ben iş arkadaşlarımla, onlara çay ve kahve vermek dışında diyalog kurmadığımı, hiçbir şekilde onlarla sorun yaşamadığımı belirttim. Şahitlik için sorsam kimse yapmaz, çünkü herkes kendi yerinden korkuyor. İnsanları da anlıyorum, insanlara baskı uygulayacaklar, tıpkı bana yaptıkları gibi. Sonra ben orada savunmamı verdim ve yerimi değiştirmelerini istedim tekrardan. ‘Sizden bu sefer rica ediyorum, kaburgam kırık, raporlu raporlu beni buraya getirdiniz, benim artık yerimi değiştirin’ dedim. Ve 22 Ağustos sabahı yerimi değiştirdiler, Çamlıca Sosyal Tesisleri’ne gönderdiler.

Sürekli mobbinge maruz kaldığı, iş kazası geçirdiği, hakkında iki kere haksız yere tutanak tutulduğu Safa Tepesi Sosyal Tesisleri’nden bu şekilde ayrılıyor Tülay. Ama bu ayrılma süreci de başka sıkıntılarla ve tesis amirlerinin haksız uygulamalarıyla beraber geliyor. Tülay, Safa Tepesi’ne eşyalarını almaya gittiğinde dolabının kendisinden habersiz açılıp eşyalarının bir çöp poşetine boşaltıldığını, bir miktar parasının ve alyansının kayıp olduğunu görüyor. Dolabının bu şekilde açılıp boşaltılması Tülay’ın onurunu çok kırmış.

Bunu kim yaptı dedim. ‘Abla bayanlar boşalttı’ dedi güvenlik. Bayana sordum, amirle aşçıbaşı boşalttırmış. Ben buradan herkese soruyorum, bir aşçıbaşının ve bir tesis amirinin benim dolabımla ne işi vardı? Ben orada yanlış bir şeyden dolayı hastaneye gitmemiştim. Ya da ben gözaltına alınmamıştım, uyuşturucu kaçakçılığı yapmıyordum, ben orada hırsızlık ya da namussuzluk yapmadım. Dolabımda ne aradınız? Önce bunu sorgulamak istiyorum. Sonrasında eşyalarımı aldığımda dolabımda benim pantolonum vardı, ambulansla gittiğim için onları alamamıştım. Cebinde sadece 480 TL param ve bir de alyansım vardı. Alyansım benim evlilik alyansımdı, 27 yıllık hayatımdı. Bunları bulamadığımı söyledim, ‘Zarfa mı koydunuz?’ dedim. ‘Hayır’ dediler.”

Suç duyurusunda bulunduğum için bir tutanak daha yedim

Çeşitli birimlere şikâyette bulunduğu halde bu durumla ilgili herhangi bir soruşturma yapılmamış. Bunun üzerine kamera kayıtlarına ulaşabilmek için Tülay, emniyete giderek bu konu hakkında şikâyet dilekçesi vermiş. Bu süreçten sonra Çamlıca Tesisleri’ne çalışmaya gittiğinde bir üçüncü tutanakla daha karşılaşmış. Bu sefer de ‘iş arkadaşlarına iftira atmak ve iş ortamının huzurunu bozmak’ sebepleri gösterilerek hakkında tutanak tutulmuş.

“Çarşamba günü işe gittiğimde bir tutanakla daha karşılaştım, iş arkadaşlarına iftira atmak ve iş ortamının huzurunu bozmaktan tutanak tutmuşlar. Ben de o savunmaya yazdım, ‘Ben iş arkadaşlarıma iftira atmadım, kayıp olan eşyalarımı beyan ettim’ dedim. Suç duyurusunda bulunduğum için, hakkımı aradığım için bir tutanak daha yedim. Ve bu da üçüncü tutanak oldu. Üç tutanak olunca iş akdi feshediliyormuş. Ben savunmamda ‘Kurumdan ya da iş arkadaşlarımdan şikâyetçi değilim; sadece amirle aşçıbaşının söylemesiyle dolabımın neden boşaltıldığını ve eşyalarımın nerede olduğunu soruyorum’ dedim. Bunu yazdım İBB’ye gidecek savunmaya.

Daha sonrasında Tülay bir anda yıllık izne çıkarılmış. Yıllık izinden döndüğünde kendisine raporlu olduğu dönemle ilgili de dört yevmiye para cezası verildiğini öğrenmiş. Tülay, yaşadığı haksızlıklara isyan ediyor:

Dört yevmiye cezanın içeriğine bakar mısınız? 15 Ağustos’ta düştüğüm, kaburgalarımın kırıldığı, iş kazası geçirip raporlu olduğum dönemde 21 Ağustos’ta tutulan tutanaktan ben dört yevmiye ceza aldım. Neden ceza alıyorum, kaburgam kırıldığı için… Neden ceza alıyorum, canım yandığı için… Neden ceza alıyorum, bedenimin kaldıramayacağı bir işe verildiğim için… Dört yevmiye daha ceza kestiler. Ben bunu hak edecek ne yaptım?

Ve bir iki gün sonra İnsan Kaynakları tarafından çağırılıyor ve iş akdi feshediliyor:

Muhasebeci yüzüme baktı, ‘Tülay abla, nasıl söylenir bilemiyorum ama iş akdin feshedilmiş. Bunu imzalar mısın?’ dedi. Önce imzaladım, sinirimden. Sonra ‘O yanlış oldu, isim-soy isim yazıp, gördüm, okudum, anladım diye yazıp imzalaman lazım’ dedi. ‘Anlamadığım şeyi niye imzalayayım?’ dedim. ‘Ben bunu okudum ama anlamadım, çıkarıldım ama çıkarılma sebebimi anlamadım’ dedim. İmza atmadan çıktım.

Tazminat değil, işe iade istiyorum

Tülay işten atıldıktan sonra, ulaşabildiği tüm üst düzey yetkililere yaşadığı haksızlıkları anlatmaya çalışmış ve işini geri istediğini söylemiş. Fakat hiçbirinden bir dönüş alamamış:

Herkese başvurdum, herkese bu haksızlığı anlatmaya çalıştım. Yöneticisi, milletvekili, başkanvekili, meclis üyesi… Hepsi ‘Adın soyadın, telefon numaran’ deyip, ‘Biz seni ararız’ dediler. Ama 35 gündür beni hiç kimse aramadı.”

CHP’nin Ankara’daki kurultayına gitmiş ve “İşimi geri istiyorum” pankartı açmış. Kendisi de uzun yıllardır CHP üyesi olan Tülay, partililerin ona tepki gösterdiğini söylüyor:

Benim de üye olduğum, 26 yıldır üyeliğini yürüttüğüm CHP’den tanıdıklarım, beni görenler, hepsi bana tepki gösterdi. Bugün hepsi bana karşı duruyor, bunu biliyorum. Ama karşı durulacak bir hareket yapmadım, yanlışım yok, sadece hakkımı arıyorum.

Son olarak Tülay, tazminat değil, sadece işe iade edilmek istediğini vurguluyor. Tülay, 6 Kasım Pazartesi günü Saraçhane’de oturma eylemi başlattı. Emekten yana olan herkesi, kendisine destek olmaya çağırıyor.

* Bu haberin hazırlandığı sırada 9 Kasım Perşembe günü Tülay, İBB yetkilileriyle bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmenin sonucunu beklemek için 15 Kasım Çarşamba’ya kadar direnişine ara verdiğini fakat işe iadesi yapılmazsa yeniden direnişe başlayacağını duyurdu.

Fotoğraflar: Betül Kocaaslan

Paylaş:

Benzer İçerikler

“Türkiye’de yasalara göre, imza attığı sözleşmeler gereğince de 12 yaşındaki çocuklar çalışamazlar. Ama siz eğitim içerisindeki bir mevzuatı bu şekilde değiştirirseniz 12 yaşındaki çocuğun işçileşmesi meşrulaşıyor. “Çalışmıyor ki, okula gidiyor” denilecek. Tüm mekanizmalar gerçekten çocuk işçiliğini meşrulaştırmanın bir yolu.”
Diyarbakır’da cami önünde Kur’an-ı Kerim okuyarak geçimini sağlayan, engelli bir oğlu olan Rojda, ‘’Ama kendime de bir dua ediyorum. İnşallah oğlum benden önce ölür diye. Bakacak kimsesi yok. Ölüm fakirlikten ve kimsesizlikten iyidir’’ diyor.
Hatay’da yanında çalışan çocuğu istismar eden kuaför Mahmut Altun, mahkemede “rızası vardı” diyerek suçunu itiraf etti, mahkeme faili serbest bıraktı. Fail ve yakınlarının tehdit ettiği çocuk ve aile adalet ve dayanışma bekliyor.
Türkiye’deki göç politikası -hükümetiyle, muhalefet partileriyle- göçmen düşmanlığı üzerinden yükselirken göçmenlerse yaşamsal haklarından gördükleri muamelelere kadar her alanda hak ihlalleriyle karşı karşıya geliyorlar. Bunların başında Geri Gönderme Merkezleri bulunuyor.
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!