Habertürk’e yönelik operasyon bir kere daha medyada kadınların yaşadıklarını ortaya döktü. Kadın gazeteciler ve sendikalar, medyadaki tacize, şiddete, baskıya, mobbinge, işten atma tehditlerine karşı sessiz kalmamak gerektiğine dikkati çekerek, “Taciz paylaşıldıktan sonra utanç biter, mücadele başlar. Sendikal örgütlenme, kadın gazeteciler için hayati bir önem taşıyor. Susmak zorunda değilsiniz, yalnız değilsiniz. Örgütlü mücadele, erkek egemen medyaya karşı en güçlü araçtır” dediler
Geçtiğimiz günlerde gündeme gelen edebiyat ve yayın alanındaki taciz vakalarıyla ilgili edebiyat alanındaki kadınlardan ortak bir tepki gelmişti. Bir bildiriyle* görüşlerini açıklayan Kadın+ Edebiyatçılar grubuyla bir söyleşi yaptık. Grup yayıncılık sektöründe giderek görünür olan taciz vakalarına karşı yapısal dönüşüm talep ediyor. Söyleşimizde telif güvencesizliği, sigortasız çalışma, freelance zorunluluğu ve ekonomik bağımlılığın tacizi nasıl beslediğini anlattılar.
Doğumların azalmasıyla ilan edilen “Aile Yılı”nda, doğurganlığı teşvik için her yol denendi. Aile Yılı, kadınları çok çocuk doğurmaya zorlamanın bir başka yoluydu. Nüfusu artıracak doğumlar beklenirken, 569 kadının daha öldürüldüğü açıklandı! Sanki bu cinayetleri gizleyen bir perde gibiydi bütün bunlar… Muhalif partilerin milletvekilleri Aile Yılı’nı yorumladı
Dijital şiddet, kadınların emeğini değersizleştiren, siyasi katılımını hedef alan, örgütlenme hakkını zayıflatan ve gündelik hayatın her alanına sızan yapısal bir şiddet türü. Dahası, kadınların özel hayatından işyerine, örgütlenme alanlarından kamusal görünürlüğüne kadar uzanan yeni bir baskı rejimi. 25 Kasım öncesi sorularımızı yanıtlayan altı kurum temsilcisi kadın, bu şiddeti kadın emeğini görünmez kılan sınıfsal bir eşitsizlik olarak tanımladı. Kurumlar çözümü patriyarkanın dijitaldeki örgütlü gücüne karşı, sendikalar–kadın örgütleri–feminist hareket ortaklığında görüyor
Kıvılcım Ünal ve Beril Aras evde, sokakta, işyerinde kadına yönelik şiddeti izleyen iki hukukçu… Adalet eliyle ataerkil sistemin devamlılığının sağlandığına dair gözlemleri ağır basıyor. Failler genellikle cezayı erteleme gibi kararlarla suçtan sıyrılıyor. İstanbul ve Manisa Barolarının Kadın Hakları Merkezi sorumlusu olan Avukat Ünal ve Avukat Aras, cezasızlığın şiddet eğilimli erkeklere verilen cesaret olduğunun altını çiziyor. İki kadın hukukçuyla işyerlerinde zorbalığın nasıl “normalleştirildiğini” ve yargıdaki çarpıcı gerçekleri konuştuk
İSİG Meclisi İstanbul Sözcüsü Serpil Ünal, erkek işçiler dikkate alınarak hazırlanmış işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin kadınları korumadığını ifade ediyor. Ünal, “Yoksulluk da kadına karşı kullanılıyor. Bir kadın ne kadar yoksulsa o kadar düşük ücrete çalıştırılıyor. Yoksulluk kadına bir şiddet olarak işyerinde tekrar dönüyor. Kadınlar küçük atölyelerde, merdiven altı işletmelerde, güvencesiz ve tehlikeli işlerde çalışmak zorunda kalıyor. Çoğu zaman sigortaları olmuyor” diyor.
Alev alan makineler, elektrik çarpan ketıllar, kilitli kapılar, sigortasız, güvencesiz, molasız, susuz, çay bile içemeden, bazen kocadan gizli, bazen okuldan koparılarak, kimi zaman ailenin dayatmasıyla, her zaman yoksulluğun, borçların, çaresizliğin zoruyla, bir şişe parfüm kadar değer verilmeyen canını tehlikeye atarak çalışmak. Ravive Dilovası’ndaki kadınların kaderiydi adeta
Bina kaçak, sigorta yok, ücretler düşük, iş güvenliği önlemleri yok. Dilovası katliamının ardında bütün bunlar var. Kadınlar Birlikte Güçlü çağrısıyla Tünel’de “Kadınların canını, emeğini ucuz sayan katliam düzenine isyandayız” diyen kadınlar öfkeliydi. Eylemin ardından Selin ve Tülay ile Ravive’de işçi kadın ve kız çocuklarını katledilmesi üzerine konuştuk
Kocaeli Dilovası, Mimar Sinan Mahallesi… Evlerin arasında yer alan bir binadan yükselen patlama sesiyle mahalle sarsıldı. Parfüm deposunda yangın çıkmıştı. Altı kişi öldü, beş kişi de yaralandı. Ailelerin, erkek bulunmadığı için kız çocuklarının çalışmasında sakınca görmediği işyerinde canların nasıl tehlikede olduğu iş cinayetinden sonra gün yüzüne çıktı
Türkiye’de kürtaj hakkı üzerine düzenlenen ilk uluslararası feminist konferansta kadınlar, “Kürtaj hakkı yalnızca bir sağlık meselesi değil, kadınların yaşamı ve özerkliğiyle ilgilidir” dedi. Dünyanın dört bir yanından feministler, kürtaj mücadelesinin deneyimlerini, teletıp ve medikal kürtajın önemini, küresel dayanışmanın gerekliliğini konuştu.
Bir otomobil yedek parça işyeri sahibinin, istihdam ettiği genç kadınlara cinsel tacizde bulunduğu savcılığa yapılan şikayetle ortaya çıktı. Mağdur kadınlardan biri ve savunmayı üstlenen Avukat Kasım Akgüvercin ile konuştuk
Yoğun bakım birimleri hepimizin, sevdiklerimizin yaşayabileceği önemli bir sağlık sorununda en kritik sağlık hizmetini aldığımız birimler. Ancak buralarda çalışan hemşireler üzerlerindeki, aslında kurallara aykırı olan fazla çalışma baskısına, bunun yarattığı tükenmişliğe karşı hemen her yerde kavga vermek zorunda kalıyor. Kayseri ve İstanbul’daki iki şehir hastanesinden yoğun bakım hemşireleri Aynur Gürcan ve Diren Doğan ile konuştuk
Özellikle derinleşen yoksullukla, şehirlerin çeperlerinde yaşayan çocuklar için çalışma hayatına girmek neredeyse kaçınılmaz bir hale geldi. Tekstil başta olmak üzere birçok atölyede, sebze tarlalarında, narenciye bahçelerinde çocuk işçiliği adeta bir ‘gelenek’.
Zincir marketlerde çalışan kadın işçiler, patronların kâr hırsının, ağır iş yükünün, mobbingin ve cinsel tacizin hedefinde. Kadın işçilerin meslek hastalıkları görmezden geliniyor; dinlenmeye, nefes almaya zaman bırakılmıyor. İşçiler ise sessizce değil, yaşadıklarını ve taleplerini birbirine anlatarak direniyor.