“Biz bu hayatı 3-5 saat yaşıyoruz!”

Nersoy Tekstil’de direnişlerini sürdüren kadın işçiler, fabrikada çalışırken kendilerine ayıracak zamanlarının olmadığını söylüyor. “Üç beş saat yaşıyoruz işte. Ama ev işlerini kim yapacak? Öyle zaman oluyor ki koltuğa uzanacak bir saatimiz bile olmuyor” diyorlar. Bir kadın, uykusunda “Sayı yetişmeyecek hadi hadi” diye sayıkladığını anlatıyor.
Paylaş:
Bahar Gök
Bahar Gök
bihargok1982@gmail.com

Zonguldak Çaycuma’daki Nersoy Tekstil’de, çoğu kadın 25 işçinin Öz İplik-İş Sendikası’na üye olduğu için işten atılması nedeniyle başlayan direniş sürüyor. Çaycuma Organize Sanayi Bölgesi (OSB) önünde bugün 73’üncü gününü geride bırakan direnişte aktif olarak 16 kadın ve 1 erkek işçi yer alıyor.

Kadın işçilerle yaşadıklarını konuşmaya devam ediyoruz. Kültür-sanatla ilgilenen kadınlar olup olmadığını sorduğumuzda neredeyse hep bir ağızdan cevap veriyor kadınlar. “Evli insanların çok zordu zaten. Fırsatımız olmuyordu. Bir konsere, sinemaya gitmek içimizden geçse bile, ‘yarın sabah işe gideceğiz, yorgunuz, aman gitmeyelim’ oluyorduk” diyorlar. “Bir saat daha erken çıkabilseydik keşke, belki o zaman sosyal hayatımız olurdu” diye de iç geçiriyorlar.

Başka bir kadın işçi de “Sayaç taktırdılar adet için. ‘Sayı ne kadar fazla olursa maaşınızı o kadar etkileyecek’ diyorlardı. Ama yine aynı maaşı alıyorduk. Bu kadar masraf yapacaklarına, keşke o parayı işçilere verselerdi. Biraz daha güzel olurdu işler. Yapılanları bir türlü kabullenemiyorum” diye ekliyor.

“Meğer her gece, uyuduktan sonra kalkıp konuşuyormuşum. Epey konuşuyormuşum hatta. O gün işyerindeki hakaretleri, yaşadığım stresi, isteksizliği her şeyi tek tek anlatıyormuşum sinirle.”

Uykumda ‘Sayı yetişmeyecek hadi hadi’ diyormuşum

Bir kadın işçi de yapmayı istedikleri çok şey olmasına rağmen pek çok şeye zaman bulamadıklarını anlatıyor. Hafta sonu tatilini ev işleriyle ya da kırk yılın başı bir dost meclisinde geçirdiklerini söylerken hafta içi zamanın nasıl geçtiğini şu sözlerle anlatıyor:

“Sabah 6.00’da kalkıp akşam 19.00’da eve geliyorum. Gece 12’de yatsam bana 5 saat zaman kalıyor. Mesai olduğunda 21.00’de geliyorum. O zaman üç saat kalıyor. Üç beş saat yaşıyoruz işte. Eve gittiğimde yemek varsa biraz daha rahatım. Ama ev işlerini kim yapacak? Üç beş saat diyorum ama ayaklarımı uzatıp koltuğa bir saat uzanırsam ‘oh be’ diyorum. Öyle zaman oluyor ki onu bile bulamıyorum. Sürekli stres stres… O bir saatten bile keyif alamıyorum artık.”

Burada sözü alan bir kadın işçi ise kendi yaşadığı stresi, eşinin nasıl fark ettiğini anlatıyor. Uykusuzluk yaşayan kadın işçi bunu yorgunluğuna bağlıyor daha çok. Deliksiz uyusa bile hep yorgunmuş:

“Bir gün uyandım ki oturur vaziyetteyim. Eşim de bana bakıp izliyor. ‘Ne yapıyorsun’ dedim, korktum çünkü. ‘Seni dinliyorum’ dedi. Afalladım o an. Rüya mı gerçek mi ayırt edemiyorum hâlâ. Meğer her gece, uyuduktan sonra kalkıp konuşuyormuşum. Epey konuşuyormuşum hatta. O gün işyerindeki hakaretleri, yaşadığım stresi, isteksizliği her şeyi tek tek anlatıyormuşum sinirle. Bazen dişlerimi sıkarak anlatıyormuşum. ‘Sayı yetişmeyecek hadi hadi’ diyormuşum. El kol hareketleriyle panik halde anlatıyormuşum. Hiçbirini hatırlamıyorum. Normalde eşime anlatmam işyerinde olanları çok fazla. Ama anlatıyormuşum.”

“İlk çıkarılan arkadaşlarımızı bankalar arıyor sürekli borç için. Evli bir çift arkadaşımız Soma’ya madende çalışmaya gitti mesela. Evlerine haciz gelecekti. Borçsuz yaşamıyorduk ki.

Borçsuz yaşayamıyorduk

İşçilerin maaşını yatırdığı bankalardan aldığı promosyonları işçilere dağıtmayan Nersoy Tekstil, sendika gündeme geldikten sonra, çocuğu üniversitede olan 15-20 kişiye eğitim yardımı vermiş ilk defa. Bu arada işçilerin çok büyük bir kısmı, yıllık 40 bin liralara çıkan banka promosyonlarının işçilere dağıtılabileceğini bilmiyor.

Lacoste, Zara gibi markaların defolu ürünlerinin altı tanesini 40 liraya işçilere satan Nersoy yöneticileri, kumaş çöplerini de işçilere yakacak olarak satıyormuş. Kömür alamayan, doğalgaz faturasını ödeyemeyen işçiler, “pırtık” dedikleri kumaş artıklarının 200 kilosunu yine 40 liraya satın alıyormuş.

Nersoy’da çalışıyor olmalarına güvenerek kredi çeken, ev alanların, atıldıkları günden itibaren maddi sorunlarla boğuştuklarına değiniyor işçiler. Çünkü yöneticiler, işçileri işten çıkardıktan sonra diğer fabrikaları aramış. Sendikal çalışma yürüttükleri için isimleri tek tek verilmiş ve hiçbir yerde işe alınmamaları gerektiği bildirilmiş.

“Çalışırken de toplantılarda bu şekilde tehdit ediyorlardı zaten. ‘Hiçbir yere aldırmam sizi’ diye. İlk çıkarılan arkadaşlarımızı bankalar arıyor sürekli borç için. Evli bir çift arkadaşımız Soma’ya madende çalışmaya gitti mesela. Evlerine haciz gelecekti. Borçsuz yaşamıyorduk ki. Biraz para toplayabilirsek topluyorduk, öyle giriyorduk borcun altına. Olur da işten çıkarılırsak fazla borçlu olmayalım diye.”

E-devlet şifreleri istenmiş

İşe ilk başladıkları zaman e-devlet şifreleri istenen kadınlar olmuş. Sendikal süreçte de şifre baskısıyla karşılaşmışlar. Kimi sendikalı olduğunu inkâr etmiş, kimi üyelikten istifa edip tekrar üye olmuş. İşçileri odalara çekip kimin üyelik yaptığını öğrenmeye çalışmışlar. Evi tek maaşla geçindirmeye çalışan kadınlardan, olanaksızlıkları hatırlatılarak, “Çocuklarının geleceğini düşün” denilip tehdit edilenler olmuş. Fabrikada mescit var ama ikindi namazlarında mescit kapatılmış, “Evde kılın namazınızı” denmiş. Hayati önemi olan anlarda bile telefonlara bakmaları yasakmış. Tüm yaşadıklarını ve baskıları anlatmakla bitiremiyor Nersoy Tekstil direnişçileri.

İşçi maaşları yükselmesin diye

Bir yandan da Nersoy Tekstil direnişinin önemini anlatıyor işçiler. Nersoy’a neden sendika girmesi gerektiğini… Çaycuma OSB’de neden 5 tane tekstil fabrikası olduğunu anlatıyorlar. İddialarına göre birkaç yıl önce, devletten teşvik alarak bölgede istihdam yaratacağını söyleyen bir tekstil patronu Çaycuma OSB’de, yaklaşık 2 bin kişinin çalışacağı bir tekstil fabrikası açma girişiminde bulunmuş. Bunu duyan Nersoy Tekstil patronu, zaman kaybetmeden Ankara’nın yolunu tutmuş ve fabrikanın açılmasını engellemiş. O gün bugündür yeni bir tekstil fabrikası açılmamış.

Bunu gurur nişanesi olarak dillendiriyormuş zaten Nersoy patronu Aykut Uğurlu. İşçi ücretleri için oluşturduğu piyasanın yükselmemesi gerektiğini anlatıyormuş. Piyasa da belli: Asgari ücret. Her yıl zam döneminde de “Devletin yaptığı zam bu” diyerek asgari ücretle çalıştırmayı, yasal haklarını iyi bilmeyen işçilere zorla kabul ettirmiş. “Zaten başka bir seçeneğiniz de yok” diyerek tabii. İşçilerin korkularını büyüterek kudretini göstermiş yani.

İstanbul, Adana, Zonguldak

Aykut Uğurlu’nun sicilini de anlatan işçiler, daha önce İstanbul ve Adana’da tekstil atölyelerinin olduğunu öğrenmişler. Anlattıklarına göre, İstanbul’da Selga Tekstil adında işletmesi bulunan Uğurlu’nun adını, kamuoyu ilk kez Aralık 2008-Ocak 2009 tarihlerinde, işçiler işgal eylemi yaptıklarında duymuş:

“Kriz bahanesiyle işçilerin ücretlerini düzenli ödememiş. Aralık 2008’den sonra işçiler fabrikada eylem yapmışlar. Aykut Uğurlu sonrasında Adana’da yeni fabrika kurmuş. Makineleri Adana’ya kaçırmak istediğinde Selga işçileri fabrikayı işgal etmiş. Patron polis çağırarak fabrikayı kuşattırmış. Saatler sürmüş eylem. Polis zoruyla işçileri çıkarttırmış. İşçilerin çoğu yaralanıp gözaltına alınmış. Dava açmışlar ama haklarını alamamışlar.

Adana’daki fabrikayı açmış devam etmiş çalışmaya. Adana’daki fabrikanın ismini bilmiyoruz. Ama buraya başladığımızda söylemişti Adana’dan geldiğini. Kimse denetlememiş. Kimse üzerine gitmemiş sonuçta. Hak hukuk tanımamış. Bir sürü işçinin, kadının emeğini çalmış. Krizden etkilenen biri nasıl yeni bir fabrika açabiliyor? Demek ki etkilenmemiş.

Adana’dan sonra da buranın daha cazip olduğunu öğrenmiş işte. Nasıl olsa burası küçük bir yer. ‘İş bulamayız korkusuyla kimse hakkını arayamaz’ diye düşünmüş herhalde.”

Corazon, ETF Tekstil, Nersoy…

Direnişçi kadınların anlattıkları bir Türkiye gerçeğini daha hatırlatıyor bize. Yakın zamanda ETF Tekstil işçilerinin anlattıklarıyla çok benzer. Corazon Ambalaj patronu da iflas gösterip farklı isimlerle yeni işletmeler açmış, işçilerin kıdem-ihbar tazminatlarını gasbetmişti. İşçiler açtıkları davaları kazandı ama üzerine kayıtlı malvarlığı görünmeyen Corazon patronu, çoğunluğu kadınlardan oluşan işçilerin hayatlarını darmadağın etti.

Nersoy patronu, Çaycuma’da durumu biraz daha ileri taşımış. Bölgedeki tüm işyerlerini, yaverlerine aratarak Nersoy’dan çıkarılan işçilerden bir tanesinin bile işe alınmamasını tembihlemiş. Hatta OSB yönetiminin de yer aldığı, tüm patronların yer aldığı Whatsapp grupları kurmuşlar. Bir nevi işe alınmayacak işçiler havuzu oluşturmuşlar.

“Biz nasıl korkmuyorsak ve her gün buradaysak siz de korkmayın. Bu direniş hepimizin direnişi olsun. Hep birlikte kazanalım.”

Hepimizin direnişi olsun

Dava süreci devam eden işçiler, direnişi götürebildikleri kadar ileriye taşıyacaklarını söylüyorlar her defasında. Desteğe ihtiyaç duyduklarını dile getirirken, direnişlerinin daha fazla gündeme gelmesi gerektiğini de ifade ediyorlar. Bu yüzden, Nersoy Tekstil patronunun İstanbul Bağcılar’da bulunan Selga Tekstil’in de sahibi olması nedeniyle 11 Kasım’da İstanbul’a gelerek atölye önünde açıklama yaptı direnişçiler. Buradaki konuşmalarda, Öz İplik-İş Sendikası yöneticileri, patrona, sendikal hakların önündeki engelleri kaldırma çağrısında bulundu.

Nersoy direnişçisi kadınlar 11 Kasım’da İstanbul’daydı.

İşçiler de direnişi güçlendirecek eylemlilikler konusunda konuşup tartışıyorlar şimdi. Kadınların emeğini pervasızca sömüren, bedenlerine müdahale eden, psikolojilerini bozan Nersoy Tekstil’in en çok iş yaptığı Lacoste markasının, kendilerini artık görmezden gelmemesini istiyorlar. Bu nedenle Lacoste mağazalarında eylemler yapmaya hazırlanıyorlar. Direnişin tüm mağazalara yayılması için bizim desteğine ihtiyaç duyduklarını söylüyorlar.

OSB girişinde hemen her gün Karayolları Müdürlüğü’nden gelen ekiplerin, ‘yolu kapatıyorsunuz’ gibi bahanelerle kendilerini taciz etmelerine, pankartlarını kaldırmaya çalışmalarına karşı da mücadele eden Nersoy direnişçisi kadınlar, Zara, Lacoste ve Armina’nın seslerini duymasını istiyor. Hem Nersoy Tekstil’de halen çalışan arkadaşlarına hem de diğer işçilere seslenen kadınlar, “Biz nasıl korkmuyorsak ve her gün buradaysak siz de korkmayın. Bu direniş hepimizin direnişi olsun. Hep birlikte kazanalım” diyorlar. 

Nersoy Tekstil’den açıklama: “Sendika yüzünden atmadık”

Halkın Sesi adlı yerel gazetenin haberine göre, yazılı bir açıklama yapan Nersoy Tekstil yönetimi, kadın işçilerin gazetecilere anlattıklarının gerçeği yansıtmadığını öne sürdü. Açıklamada, özetle şu ifadeler kullanıldı: “Nersoy Tekstil’de çalışan 25 kadının Öz İplik-İş Sendikası’na üye oldukları gerekçesiyle işten atıldıkları, kadın çalışanların bir yıl hamile kalmalarının yasaklandığı, kadın çalışanlara mobbing uygulayan fabrika yönetiminin dinlenme saatlerine kadar müdahale ettiği doğru değildir. Sendikanın kendisine ve sendikal faaliyetlere karşı olmadığımızı açıkça belirtmek isteriz. Ancak sendikal faaliyet adı altında yürütülen ya da yürütülecek olan her türlü hukuksuzluğa, baskı, şantaj ve iftiraya karşıyız. İddia edilenin aksine, işçilerin iş akitleri sendika üyesi oldukları için değil, ülkemizde ve dünyada yaşanan ekonomik zorluklardan kaynaklı olarak almak zorunda kaldığımız küçülme kararına istinaden devamsızlık, verimsizlik ve çarpık ilişkiler dikkate alınarak sonlandırılmıştır.”

Fotoğraflar: Bahar Gök

Paylaş:

Benzer İçerikler

Karaman’da hemen her evde bir bisküvi işçisi var. Kadın işçiler, fabrikalarda bin bir zorlukla çalışıyor, bir de üstüne evde mesai yapıyor. Bu yüzden “En çok biz kadınların eli acıyor” diyorlar. Haklarının gasbedildiğini, sendikalı olmalarının engellendiğini, emeklerinin karşılığını alamadıklarını anlatıyorlar.
Nersoy Tekstil’de direnen kadın işçilerle direniş alanında konuşuyoruz bu kez. İşe alınırken kendilerine bir yıl hamile kalmama şartı koşulduğunu, hamile kalanların işten çıkarıldığını söylüyorlar. 150’den fazla kadının çalıştığı fabrikada kreşin olmadığını, çocuklarına bakacak birini bulamayan birçok kadının işten çıkmak zorunda kaldığını anlatıyorlar.
Nersoy Tekstil’de sendikalı oldukları için işten çıkarılan işçiler direnişlerini sürdürüyor. Kölelik koşullarında çalıştıklarını anlatan kadın işçiler, uluorta hakaretlere, aşağılamalara ve cinsel tacize maruz bırakıldıklarını söylüyor: “Ahlaksız konuşuyorlardı. Şikâyet ettiğimizde suçlu çıkarılıyorduk. Bu nedenle susup şikâyet etmeyen kadınlar vardı…”
Barutçu Tekstil fabrikasında sendikalı oldukları için işten atılan 4 kadın işçinin direnişi ve yaşadıkları, Meclis gündeminde. HDP’li Züleyha Gülüm, Çalışma Bakanı’na “Hem evde hem işte ağır iş yükü ile sağlıklarını kaybeden kadın işçilerin, eşit ve insan onuruna yakışır çalışma koşullarına erişimi için girişiminiz olacak mı?” diye sordu.
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!