Performans baskısı ile işçilerin bunaldığı ve kötü çalışma koşullarının hakim olduğu Bursa Karacabey’deki Nestle fabrikasında, 20’nin üzerinde işçi işten çıkarıldı. Bu süreçte işyerinde örgütlü Tekgıda- İş Sendikası temsilcisinin işveren temsilcisi gibi davrandığını söyleyen kadın işçiler, sendikayı da tutum almamakla suçluyorlar.

Nestle’yi düşündüğünüzde aklınıza şekerleme, çikolata ve kahve türünde içecekler geliyor mutlaka. Ürünler şeker ve tatlılardan ibaret değil elbette. 800’ü aşkın ürün üretiliyor bu şirketin çatısı altında. Gazetelerde çoğunlukla Nestle’nin lehine haberler var. “Çevre dostu” oluşundan tutun yeni bir ürünün tanıtımına kadar. Bu markayı var eden işçilere dair haberler ve onların sorunları medyada yok denecek kadar az. Çünkü firma gazetelerle adeta reklam yağdırıyor. Nestle Türkiye’nin, bu yıl kuruluş yıldönümünü “İyilik Hareketi” sloganıyla kutlarken, işçi çıkarması manidardı. Öte yandan sosyal sorumluluk “projeleri” olarak fidan dikiyor, çevreci yönünü öne çıkarıyor, hayvan haklarına dair hassas oduğu noktasında beyanlar veriyor şirket. İşçiye sıra gelince de kapıyı gösteriyordu! Bursa’da kurulu fabrikada 20’nin üzerinde işçi işten çıkarıldı. Aynı zamanda Tenkisat, işçilerin “toplu izne” çıkarıldığı bir döneme denk geldi! Çıkışlar işçilere bildirilmeden bir gün önce, izindeki insanların fabrikadaki özel dolaplarının kilitleri kırıldı. Adeta “suç unsuru” bulmak istercesine didik didik arandı!

İşçiye şok
Birçok şirket, ekonomik kriz koşullarını bahane ederek tenkisata gidiyor. Çokuluslu şirketlerden biri olan Nestle de dünya genelinde tam 16 bin işçi için bu kararı aldı. İşgücünün, üretimin değerlendirilmesi açısından Türkiye’deki Nestle, dünyada “birinci sırada” gösterildiği halde, çıkışı verilen işçilere “performansın düşük” dediler! Nestle’nin Bursa Karacabey’deki ve Türkiye’deki diğer fabrikalarında başlatılan doğaya, insana, gençlere ve tüm canlılara yönelik “iyilik Hareketi”nin işçiye yansıması kötülük oldu! Ülkemizdeki Nestle kuruluşlarında, bugün dokuz farklı kategoride, 800’ü aşkın ürün üretiliyor. Her ay milyarlarca ürün satan çok kârlı bir şirketin bu kararı alması oldukça manidardı. Gıda emekçilerini aşırı sıcaklar kadar etkiledi.
“Kolunu neden sıvadın!”
Atılan işçilerden Ezgi ile görüşüyoruz; “Patron iki senedir bunun hazırlıklarını yapıyordu” diyor. Sekiz yıldır Bursa Nestle’de çalışan işçi, fabrikada yaşanan olaylardan söz ediyor; “Dönem dönem işten çıkarmalar zaten oluyordu. Son dört yıldır ise adeta sıkıyönetim vardı. İnsan kaynakları, işçi arkadaşlarımızdan sürekli savunma alıyordu.” Ne amaçla alınıyordu peki bu savunma? Diyor ki; “Saçma sapan konulardan. ‘Kolunu niye sıvadın’, ‘maskeni indirmişsin’, ‘kulaklık takmadın’ gibi nedenler. Gidiyor arkadaşımız insan kaynakları çağırınca. ‘Önlüğümün kolumu şundan dolayı yukarı çektim’ diye ayrıntılı anlatıyor, sadece bunun için dahi savunma veriyor”.

Amaç işçiyi yıldırmak
Bu tutumların insanları yıldırma amaçlı yapıldığını düşünüyor genç işçi. Şunları da paylaşıyor; “Daha da ileri gidildiği durumlar oluyor. Bazen fabrika içinde kısa süreliğine çalıştığımız banttan ayrılıp bir başka bölüme gitmemiz gerekiyordu. O esnada seçtiğimız güzegahı sorun ediyorlardı. ‘Şuradan değil de neden o kısımdan geçtiniz?’ sorusunu dahi soruyorlardı! Savunmalar için o kadar çok insan kaynaklarına gidiyorduk ki biz de şaşırıyorduk. Ufacık konular için yanıt veriyorduk. ‘O niye böyle oldu’ gibi sorulara karşılık açıklamalarda bulunuyorduk.” Kolun sıvanmasına karşı çıkmanın gerekçesini sorunca şöyle yanıtlıyor; “İş önlüğümüzün kolunu birazcık yukarı iteleyince banttaki ürüne kıl-tüy bulaşırmış.”
Baştemsilci: “İşinizi doğru yapsaydınız”
Ezgi, sendika hakkında da yorumlar yapıyor. Bursa Karacabey’de kurulu fabrikada işten atmalar hakkında söyledikleri çarpıcı; Ona göre sendika-patron işbirliğiyle gerçekleşmiş bir işçi kıyımı var. Herkes bunda hemfikirmiş. Nestle Türkiye şirketinde Tekgıda-İş örgütlü. “Fabrikanın sendika baştemsilcisi bize ‘Para sorununuz yoktu. İşinizi doğru yapsaydınız böyle olmazdı’ diyordu. İnanamadık, yani çıkışımızı haklı görüyor! Her ay tıkır tıkır aidat ödediğimiz sendikanın işverenle birlikte davranması, ‘siz de işi doğru yapmadınız ki’ şeklinde çıkışması çok sinir bozucuydu.” Temsilci’nin tavrı diğer yandan “işçiyi işçiye karşı kışkırtma” amacı da taşıyor; “Düzgün çalışmamışsınız, bakın ‘işi iyi yapanlara’ dokunmadılar” demeye getiriyordu.

“Makineler zaten çalışma hızımızı kaydediyor”
“Performans değerlendirmesi”ne geliyor konu. İnsan emeğini soğuk sayılara indirgeyen o üretim sistemine! İşsiz kalanlardan Derya’ya bu soruyu soruyoruz. Birçok çalışanın zorlandığını anlatıyor 32 yaşındaki işçi; “Yüzde 80 olarak belirlediler bekledikleri performansı bizlere. O yüzden ben ve birçok işçi arkadaşımız, stres içinde o yüzde 80’in altına düşmemek için çalışıyorduk. Notlandırma sisteminde, başında olduğumuz makinalar çalışanların iş hızını zaten kaydediyor.” İşten çıkarılmalarında yaygın olarak kullanılan yöntemlerden biri olan “performans yetersizliği” Nestle’den atılan işçiler için de söz konusuydu. Bu şekilde notlandırmaların, emekçinin moralini iyice bozduğu ve zehirli bir rekabet ortamı yarattığı konusunda birçok emek uzmanı hemfikir.
Çok ağır paketler
Fabrikada, 16 kg. gibi çok ağır paketleri kadınlara da taşıtıyorlar. Oysa bu işin erkek işçilere verilmesi gerekiyor. Ezgi ağırlıkları kaldırırken kadınların perişan olduğunu söylüyor. Gece vardiyası ise kadın işçiler için ayrı bir problem. Bunun ertesi gün evdeki yaşamı, her şeyi altüst ettiğinin altını çiziyor Ezgi. Evli işçiler için tam bir handikap. Bu durumu yorumluyor; “Biz kadınlar vardiyadan çıkıp sabah eve gelince uyuyoruz. Daha doğrusu uyumaya çalışıyoruz. Rahat edemiyoruz. Çünkü evde yapılacak işler yüzünden yarı uykuda oluyoruz. Vücut uyku için direniyor ama bizim zihnimizde, ‘çocuk aç’, ‘bulaşıklar ne olacak’ soruları dönüp duruyor. Gece üretimde olan işçi kadınların çoğu genellikle gündüz uyumakta zorlanıyor. Maalesef dinlenmekten vazgeçiyor ve kalkıp evdeki rutin işleri kotarmak için koşturuyoruz.”
“Taşkınlık yapabilirmişiz”
Karacabey’deki bu devasa işyerinin toplam 1500 çalışanı var. Geride kalan, üretimi sürdüren işçiler sessiz ve tedirgin. 32 yaşındaki Derya da gözlemlerini anlatıyor ve yorum paylaşıyor. O da aynı akibete uğramanın hayal kırıklığı içinde. Beş yıllık Nestle emeğinin tek kalemde üstü çizilmiş; “Şu an içerde olan işçilere de sıra gelecek. Çünkü bizi çıkarttıktan sonra gazeteye işçi ilanı vermişler. Ucuz işçi işte böyle alınıyor!” Peki mağdur işçilere tazminatları ödendi mi? Yanıtı düşündürücü; “Almadık ama tarih belirlediler. Bir evrak (işveren imzalı) verildi bize. Ödeneceğini beyan ediyor burada. Tabii bunu yönetime karşı dava açmayalım diye yaptılar.” Bir başka bilgi daha veriyor Derya; “Bütün bunları, verilecek tazminatı vs. belirlemek için bir toplantı gerekiyordu. Biz işçiler, sendikacılar ve işveren olarak. Fakat fabrikada yapmadılar başka bir mekan seçtiler bu toplantı için. Nedeni, fabrikada taşkınlık yapabilirmişiz!” Hem çıkarmak hem de attığın işçiden korkmak!? Bu duruma dair bir tahmini de var; “Atılan bütün işçi arkadaşlarımız sendikaya muhalif kimlikte olanlar çünkü!

“İşçinin hakkını hiç bir alanda koruyamıyor”
Sonay Tezcan Ege İşçi Birliği grubu sözcüsü. Ekonomik krizin giderek derinleştiğini hem işyerlerinde hem de toplum üzerinde baskıların artığını söylüyor. Sonay diyor ki; “Sendikalar da bu atmosfere göre şekilleniyor. Maalesef sendikal mücadelenin belki de ülke tarihinde en gerilediği dönemi yaşıyoruz. Geleneksel sendikalar sorunlara karşı başını kuma gömme politikasını izliyor. Aslında bir nevi misyon kaybı bu. İşçinin hakkını hiç bir alanda, ne ücretler, ne sosyal haklar, iş güvencesi ya da siyasal tutumlar bakımından koruyamıyor. Mücadele terk edildiğinde işverenlerle uzlaşma anlayışı ağır basıyor ve bunun sonucunu da işçi sınıfının daha çok kaybettiğini görüyoruz. Nestle’de yaşananlar da bu tablonun önemli bir örneği olarak karşımıza çıkıyor. Düşük ücretin dayatıldığı, baskı ve mobbingin arttığı koşullarda buna karşı mücadeleyi örgütlemesi gereken sendikanın işten atmalara dair tek bir şey yapmaması şaşırtıcı değil. Biz bunu İzmir’de Türk Metal sendikasının örgütlü olduğu işyerlerinde de görüyoruz. Sözleşme sonrası maaşı biraz yükselen işçiler işten çıkarılıyor”.
“Listeyi İK yerine sendikacılar hazırlıyor!”.
Fabrika işçi kıyımlarında, yetkili sendikanin bu noktada işçiyi buna “razı etme” görevini gördüğünü söylüyor İşçi Birliği söcüsü Sonay Tezcan. Sarı sendikacılığın geldiği noktayı da şu cümleleri açıklıyor; “Bazı işyerlerinde işten çıkarılacaklar listesini insan kaynakları yerine bizzat sendikacılar hazırlıyor. Nestle’de işçilerden saçma sapan savunmalar istenmesi, yaptıkları baskı ve mobbing hukuksuz. İşçinin fabrikada mücadelesini örgütlemesi gereken sendikalar pasif kalıyor. İşçideki dağınıklık ise sendika bürokratlarının rahatlığını beraberinde getiriyor. Bu açılardan baktığımızda, işten atmalara karşı topyekün bir mücadele gerektiği açık. Krizi yaratan kapitalist üretim tarzı ve onun yasasıyla, kolluğuyla, kültürüyle, algısıyla bu düzen. Buna karşı direnmek, insanca bir çalışma ortamı sağlamak mücadeleden bağımsız düşünülemez. Zenginliğine zenginlik katan çok yüksek karlı fabrikalar bile krizi bahane ediyor. Ve bu krizi, bizim boyun eğmemiz için önümüze koyuyorlar. Kesinlikle kabul etmemeli ve mücadele etmeliyiz”.
* İşçilerin gerçek isimlerini kullanmadık.
Ana Fotoğraf: Tek Gıda-İş sendikasından Suat Karlıkaya’nın (onun izniyle) facebook sayfasından.










