Skip to main contentSkip to footer
Satır aralarından meydanlara:

Dönüşen emeğin kadın hali

1 Mayıs’a sayılı günler kala çeşitli mesleklerdeki dönüşümün konuşulduğu iki önemli etkinlik 25-26 Nisan tarihlerinde gerçekleşti. Bu etkinliklerde satır aralarına sıkışmış olan dönüşümün kadınlara etkileri ve 1 Mayıs’ta alanlara taşınacak talepleri katılımcı kadınlarla konuştuk.

Güncel

1 Mayıs’a sayılı günler kala emeğin hallerini konuşmak üzere birçok yüz yüze ve online çalışmalar, buluşmalar gerçekleştiriliyor. Bu kapsamda 25-26 Nisan tarihlerinde İstanbul’da iki ayrı etkinlik vardı. Önemli başlıklar çerçevesinde gerçekleştirilen bu etkinliklerden ilki, “‘İstihdam odaklı dönüşüm’ adlı YÖK dayatması kıskacında özerk ve demokratik bir üniversiteyi nasıl kurabiliriz?” isimli forumdu. Eğitim-Sen, Özel Sektör Öğretmenler Sendikası, Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği’nin de aralarında olduğu dokuz kurum tarafından 25 Nisan Cumartesi günü Tarih Vakfı ev sahipliğinde gerçekleşti.

Gün boyu süren tartışmalarda, akademinin piyasa ekonomisine göre dönüşümünün akademisyenler, üniversite çalışanları ve öğrenciler açısından nelere yol açtığı konuşulurken iki nokta sıkça vurgulandı. 2016 sonrası KHK’lerle akademik kadronun “sivil ölüm”e mahkum edilmesi, bu dönüşümün önemli bir ayağı idi ve hızlıca ilerlemesine neden oldu. Hızla artan ve şirket anlayışı ile yönetilen vakıf üniversitelerindeki sistematiğin devlet üniversitelerine dayatılmaya başlanması ile akademide giderek güvencesiz ve esnek bir çalışma ortamının oluşturdu. Sonuç olarak akademideki meslekler artık her yıl kuralının, ölçüsünün değiştiği, çalışanların sürekli bir işten çıkarılma tehdidi altında güvencesiz ve esnek çalışmaya mahkum edildiği bir dönüşüm içerisinde.

“Kadınların yönetici olması istisna”

Etkinliği 1 Mayıs öncesi kadınlarla sohbet etmek için vesile kılıp molada forumda UNİVDER adına konuşan Zeynep Solakoğlu konuşuyoruz. UNİVDER geçtiğimiz günlerde önemli bir rapor* paylaştı. Bu raporda mülakatlardaki usulsüzlükler önemli bir başlık. Bunun akademide kadınların akademide yer alması ve ilerlemesi açısından nasıl zorluklar yarattığını konuşmak istedik. “Kadınların akademide, alt kademelerde istihdamında çok büyük bir ayrımcılık vakasal olarak gözükmüyor. O raporlarda çıkan sonuç buydu. Ancak yukarı doğru tırmandıkça, yani doçentlerde biraz daha az, profesörlerde daha az oranda kadın var. Mesela rektör, dekan, dekan yardımcısı statüsünde hemen hemen hiç kadın yok. Yani kadın giderek daha çok elimine ediliyor. Özellikle yönetici pozisyonlarına geçişlerde kadınların süreçte yer alması gerçekten istisna. Devlet üniversitelerinde de vakıf üniversitelerinde de öyle. Gelir getiren tıp gibi, popüler alanlarda hemen hemen hiç kadın yok.”

Forumdaki konuşmasında bahsettiği üniversite çalışanı kadınlar açısından akademideki bu dönüşümün nasıl bir çalışma rejimine neden olduğunu sorduğumuzda ise “Orada doğurganlıkla ilgili ciddi bir sorun var. Kendi çalıştığım kurumda mesela bizim öğrenci işlerimiz ve fakülte sekreterliğinde genç kadınlar çalışıyorlar. Annelik hakları gündeme geliyor. Öyle durumlarda yani 657’li değillerse, işlerini kaybetme olasılıkları gündeme geliyor. Yine genç akademik öğrencilerin, yani doktora ya da yüksek lisans öğrencilerinin iş bulamaması, annelik dolayısıyla tercih edilmemesi sıkça gündemimize geliyor. Kadınlığa özgür birçok sorun alanda var. Mücadeleyi gerektiren alanlar.”

“Güvenceli çalışma hayati bir başlık”

Forumun düzenleyicilerinden Sosyal-İş Sendikası’na hem sektördeki kadınların yaşadıkları sorunları hem de 1 Mayıs’a giderken kadınlar için hangi talepleri alana taşıyacaklarını sorduk. İstanbul Şube Kadın Komisyonu’ndan Şengül İşçi yanıtladı sorularımızı. Şengül, hala kadınların erkeklere oranla daha düşük ücret aldıklarını, ücret eşitsizliğini aynı zamanda terfi, prim ve sosyal haklara erişimde de yaşadıklarını, güvencesiz ve esnek çalışma biçimlerinin kadınlar üzerinde yoğunlaştığını söylüyor. Taciz ve şiddet riskinin de kadınların iş yaşamında karşı karşıya kaldığı ciddi bir sorun olduğuna da vurgu yapan Şengül, bakım emeğinin de kadınların kariyer gelişimini sınırlayan ve onları iş yaşamından uzaklaştıran önemli bir faktör olduğundan bahsediyor.

Sendikalarda da kadınların hem temsil hem de söz hakkı bakımından yeterince yer bulamadığını söyleyen Şengül, bu yıl Sosyal-İş Sendikası olarak 1 Mayıs meydanlarında kadın emeğini görünür kılma ve eşitsizliklere karşı güçlü bir ses yükseltmenin temel hedeflerinden biri olduğuna dikkat çekiyor ve ekliyor: “Öncelikle ‘eşit işe eşit ücret’ talebini en net biçimde dile getireceğiz. Bununla birlikte güvenceli çalışma hakkı, kadın emeği açısından hayati bir başlıktır. İş yerlerinde maruz kalınan şiddet, mobbing ve tacize karşı sıfır tolerans politikası da taleplerimizin merkezindedir. Güvenli işyerleri bir ayrıcalık değil, en temel haktır. Kadınların omuzlarına yüklenen bakım emeğinin görünür kılınması da 1 Mayıs alanlarında güçlü şekilde dile getirilecektir. Çocuk, yaşlı ve hasta bakımının yalnızca kadınların sorumluluğu olmadığı; kamusal bir hizmet olarak ele alınması gerektiğini savunuyoruz. Ayrıca Sosyal-İş Sendikası olarak kadınların sendikalarda ve karar alma mekanizmalarında daha fazla yer almasını savunuyoruz. Kısacası bu 1 Mayıs’ta dile getirdiğimiz talepler; eşitlik, güvence, şiddetsiz çalışma ortamı ve kadın emeğinin görünürlüğü etrafında birleşmektedir. Çünkü biliyoruz ki kadın emeği yok sayıldıkça adalet eksik kalır; kadınlar güçlendikçe ise mücadele büyür, hayat değişir.”

Kadın ve LGBTİ+ eğitimcilerin talepleri…

Özel Sektör Öğretmenler Sendikası’ndan Işık ile sohbet ediyoruz. Işık, kendi alanlarında kadınların yaşadığı durumu özetliyor: “Eğitim kurumları, kadın istihdamının yoğun olduğu alanlardan biri olmasına rağmen esneklik, fedakarlık ve görünmeyen bakım yükü üzerinden kadın emeğinin sistematik biçimde sömürüldüğü bir alan. Aile ve bakım politikaları bu alanda doğrudan emek süreçlerinin parçası haline geliyor. Kadınlardan sürekli erişilebilir, uyumlu ve fedakar olmaları beklenirken, bakım hakkı söz konusu olduğunda bu haklar fiilen sınırlandırılıyor.” Özellikle vakıf üniversitelerinde güvenceli çalışma koşullarının ortadan kalktığına dikkat çeken Işık “Yönetim ve karar alma mekanizmalarında erkekler ağırlığını koruyor. Burada cinsiyet temelli iş bölümünün kurumsal olarak yeniden üretildiğini gösteriyor” diyor.

LGBTİ+ eğitim emekçilerinin yaşadığı sorunları konuşmak için öncelikle “LGBTİ+lar eğitim sektöründe ne ölçüde var olabiliyor?” sorusunun sorulması gerektiğini söyleyen Işık, “LGBTİ+lar eğitim alanında çoğu zaman görünmez kalmaya zorlanıyor. Bu koşullar altında LGBTİ+ eğitim emekçilerinin yaşadığı sorunları görünür kılmak bile zorlaşıyor. Kapalı kimliklerle çalışmak zorunda kalmaları, ayrımcılığa karşı örgütlü bir sendikal mücadeleyi zorlaştırıyor ve karşılaşılan zorlukların bireysel ve sessiz biçimde göğüslenmesine yol açıyor. Görünmezlik bu anlamda yalnızca bir sonuç değil, aynı zamanda sömürüyü derinleştiren bir araç. Trans çalışanlar açısından ise bu durum daha da ağırlaşıyor. Bildiğimiz örneklerden, trans çalışanların seçtikleri isimlerin kurumsal olarak tanınıp tanınmamasından, kimlik belgeleriyle uyumsuzluk gerekçesiyle karşılaştıkları bürokratik engellere; izin, sağlık güvencesi ve cinsiyet uyum sürecinde yöneticiler tarafından maruz bırakıldıkları transfobik tutumlara kadar uzanan sistematik bir dışlama pratiğini görüyoruz.”

Sendikalarda birlikte mücadele ettiği kadın ve LGBTİ+larla ortak taleplerini ise şu şekilde sıralıyor Işık: “Eğitim kurumlarında kreş hakkının ve bakım desteklerinin tüm çalışanlar için güvence altına alınması, doğum ve ebeveynlik izinlerinin fiilen engellenmesine son verilmesi, işe alım süreçlerinde medeni hal, çocuk durumu ve dış görünüş temelli ayrımcılığın yasaklanması, üniversitelerde atama, yükseltme ve yönetim süreçlerinde şeffaflık ve cinsiyet eşitliğinin sağlanması, LGBTİ+ çalışanlara yönelik ayrımcılığın açık biçimde tanınması ve yaptırıma bağlanması, vakıf üniversitelerinde güvencesiz çalışmaya son verilmesi ve tüm eğitim emekçileri için iş güvencesi sağlanması, sendikaların kendi içinde kadın ve LGBTİ+ emekçileri kapsayan politikalar geliştirmesi…”

“Bu dönüşüm yerel bir mesele değil”

İkinci etkinlik ise İstanbul Barosu Genç Avukatlar Meclisi tarafından düzenlenen “1 Mayıs’a giderken – Mesleklerin dönüşümü ve çalışırken yoksullaşma – Geleceksizliğe karşı ortak mücadele” başlıklı çalışma idi. 26 Nisan Pazar günü İstanbul Barosu’nun kültür merkezinde gerçekleşen etkinlikte açılış konuşmasını meclis başkanı Şeyma Eren ve İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu yaptı. Mühendisler, mimarlar, doktorlar, eczacılar, eğitimciler, avukatlar ve gazeteciler açısından mesleklerin dönüşümünün tartışıldığı bu toplantının önemli bir yanı da konuşmacıların genç olmasına özen gösterilmesi idi. Yapılan konuşmalarda mesleklerdeki bu dönüşümün, vasıfsızlaşma, ucuz iş gücüne dönüşme, emeğin değersizleşmesi ve yabancılaşma gibi sonuçlara yol açtığına değinildi. Her katılımcı, kendi meslek alanı özgülünde bunun nasıl yansıdığını aktardı.

Forum bölümünde söz alarak katılımcılardan bu dönüşümün, genç ve kadınlar açısından nasıl deneyimlendiğine dair daha somut aktarımlarda bulunmalarını istedim. İntihar ve yurtdışına çıkmanın bir seçenek olarak görüldüğünü belirten katılımcılardan birinin şu vurgusu önemli idi: “Yurtdışına gidiyor arkadaşlar. Onlarla da konuştuğumda aslında neden bu meseleyi sınıfsal bağlamda ele almamız gerektiğine dair şeyler ortaya çıkıyor, diye düşünüyorum. Gittikleri yerde de mesela İngiltere’de asistan hekim grevleri oldu. Kuzey Avrupa’da çeşitli eylemler oluyor. Çünkü bu neoliberal dönüşüm, çeşitli meslek gruplarının proleterleşmesi çok yerel bir mesele değil. Bütün dünyaya ait bir mesele.”

“Mobbing ve baskıyla beraber taciz de yoğun”

İstanbul Makine Mühendisleri Odası Kadın Komisyonu’ndan Ezgi Gök, kadın mühendisler açısından yaşanan sorunları şu şekilde anlatıyor: “Kurumsal hayatta ya da fabrikada ya da sahada kadınlar olarak birçok sorunla karşılaşmaktayız. Yönetimsel anlamda kadınlara görevlendirmelerin daha kolay görünmesi, sınıflandırılması. Ayrıca hamilelik izni gibi meseleler. Aslında en doğal hakkımız iken hamilelik izni kullandığı için birçok arkadaşımın zam hakkından yararlanamadığını görüyorum. Kadınlar olarak işyerlerinde kendinizi ifade edemiyor, sözünüzü kabul ettiremiyorsunuz. Biz kadın mühendisler olarak sadece işimizi güvenli ve eşit ortamda yapmak istiyoruz.

Genç Avukatlar Meclisi’nden Nazlıcan Çelik, genç avukatlar özelinde bu dönüşümün nasıl hissedildiğine dair “Aslında bir psikolojik bir çöküş ve depresyona yönelme ve her şeyden uzaklaşma sadece iş ev arasına gidip gelme gibi hissediliyor. Biz özellikle barodaki çalışmalarımızda genç avukatların mesleki eğitim gibi etkinliklere daha çok geldiğini, sosyal etkinliklere katılmadığını görüyoruz. Bireysel kurtuluş düşüncesi ve daha çok depresif ruh hali hakim diyebiliriz genç avukatlar açısından. Ücretli avukat olarak çalışma koşullarından ve düşük ücretlerden biraz bahsettik ama ofis içi mobbing ve avukatlığın zaten stresli bir meslek oluşunun ücretli çalışan olarak, işçi çalışan olarak ona yansıma biçimi tabii ki de kadın avukatlarda daha görünür oluyor. Bu sadece ücretli çalışanlar için değil serbest çalışan kadın avukatların da daha çok yaşadığı bir şey. Çünkü iş bulma ve müvekkillerle görüşme kısmı kadınlar için her zaman daha handikaplı, daha dikkat edilmesi gereken bir şey oluyor. Buluşma saatinden buluşma yerine kadar ya da ofiste bir görüşmeye çağırmaya kadar çok fazla gözettiğimiz şey oluyor. Kadın olmak, genç bir kadın olmak ücreti tahsil etmemiz noktasında bile zorluk olarak karşımıza çıkıyor. Bunun işçi olarak çalışan kısmında mobbingle ve yoğun baskıyla birlikte tacizin ciddi oranda yaşandığını görüyoruz” diyor.

Genç Avukatlar Meclisi’nden Şeyma ek yapıyor: “Bütün mesleklerde işte mobbing, cinsel taciz, cinsel saldırı şeklinde yaşanan durumlar var. Buna ek olarak bir avukat, bir adliyeye giriyor bir hakimle, savcı ile ya da bir emniyet mensubuyla konuşmak durumunda kalıyor. Belki başka meslek grubunda iktidarla doğrudan bu kadar muhatap değilsiniz her gün. Dolayısıyla burada hakimden, savcıdan gördüğünüz muamele tam da toplumsal cinsiyet rolleriyle biçimlenen iktidar ilişkisinin yansıması oluyor.”

Satır aralarından meydanlara…

Kuşkusuz mesleklerdeki bu dönüşüm kadınlar açısından farklı olumsuz deneyimlere ve çeşitli ek sorunlara neden oluyor. Kıymetli tartışmaların ve belirlemelerin olduğu bu çalışmaların en büyük eksiği, bu konuya dair bir başlık açmamış olması idi. Oysa kadınlarla yaptığımız sohbetlerde ve onlardan 1 Mayıs öncesi kadınların taleplerine dair yaptıkları tartışmaları paylaşmalarını istediğimizde bu anlamda ciddi bir birikimin olduğunu da görüyoruz.

1 Mayıs’a giderken bir kez daha şunu anlamış oldum. Bu hafta sonu gerçekleşen örneklerde olduğu gibi forum, toplantı, seminer vd. etkinliklerde bu dönüşümlerde patriyarkanın rolünün ve buna karşı mücadelenin yer bulmaması, görünmez olması, satır aralarına gizlenmesi dönüştürülen emek rejimine karşı verilen çabayı zayıflatan bir yerde duruyor. Ancak kadınlar ve LGBTİ+’lar taleplerini alanlara taşıma ve buna karşı mücadeleyi sürdürme konusunda çok daha birikimli ve çok deneyimliler. 1 Mayıslar şahit.

* Üniversitelerde Hak İhlalleri Raporu 2025: https://univder.org/universitelerde-hak-ihlalleri-proje-raporu/

Yazarın Diğer Yazıları

İlginizi Çekebilir

Son Yazılar