Digel Tekstil’de direnen kadınlar anlatıyor: “Bu düzen değişecekse bizim sayemizde değişecek”

Kadın işçilerin sürekli sayı çıkarma baskısı yüzünden stres altında çalıştığı, "esnek eleman" sistemi altında sömürünün arttırıldığı, bekar annelerin ustaların kötü muamelesine maruz kaldığı, kreş hakkının gasp edildiği, işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin alınmadığı Digel Tekstil'de kadınlar bu kötü koşulları değiştirmek için sendikalaşma mücadelesi veriyor. İşten atılan işçiler Ocak ayından beri İzmir Serbest Bölge önündeki direnişte.
Paylaş:

İzmir Ege Serbest Bölge’de bulunan Digel Tekstil’de işçiler açıklanan yüzde 30 zam oranına karşı iş durdurmuş ve TEKSİF’te örgütlenmeye başlamıştı. Bunun üzerine işten atılan işçilerin direnişi Serbest Bölge önünde devam ediyor. Şubat başında, direnişteki Yeliz’le bir röportaj yapmıştık. 6 Şubat’ta ise ikisi kadın üç işçi daha iş çıkışında sendikal hakların tanınmasına dair bir bildiri okudukları için işten atıldı ve direnişe başladı. İşten atılan Bahar ve Rümeysa ile çalışma koşullarını ve sendikalaşma sürecini konuştuk.

Hamile kadınların iş yükü değişmiyor

Bahar, 34 yaşında İzmirli bir kadın işçi. Evli ve 2 yaşında bir erkek çocuğu var. 7 yıldır Digel’de ütücü olarak çalışıyormuş. Bundan önce ise bir otelde lobi bölümünde çalışmış. Bahar, tekstil sektörüne girdikten sonra “insana hiç değer verilmeyen bir sektör” olduğunu anlamış ama bir şekilde idare etmeye çalışmış. Bahar’a bir kadın işçi olarak çalışma ortamında karşılaştığı sorunları sorduğumuzda ilk önce kendi hamilelik sürecinde yaşadığı sorunları anlatarak başlıyor. Hamilelik sürecinde hiçbir şekilde dinlenmesine izin verilmemiş, iş yükü hafifletilmemiş Bahar’ın:

“Hamilelikte, “sen hamilesin, biraz dinlen” ya da “daha kolay bir iş verelim” filan yoktu. Yine yüzde 100 performansını vermek zorundasın. Ki benim tüp bebekti, ona rağmen iş yüküne dair bir düzenleme yapmadılar yani. Sürekli ayaktaydım ütüde. Çok yoruluyordum. Sadece kendi molalarımda dinlenebiliyordum.”

Digel’de normal çıkış saati 17.30 iken hamileler 16.00’da işten çıkabiliyormuş fakat işyeri tarafından servis imkânı sağlanmadığı ve kapıya kadar yarım saat bir yol yürünmesi gerektiği için, hamile kadınların bu haklarını mola şeklinde içeride kullanmaktan ve çıkış saatini beklemekten başka bir seçeneği olmuyormuş.

Doğumdan sonra düşen ücretler

Bahar doğumdan sonra işe geri döndüğünde ise daha düşük maaşlı bir bantta işe başlatılmış. “Yeni girenlerle aynı maaşı alıyordum” diyerek anlatıyor bu durumu Bahar. İçeride kimin hangi bantta olacağı, ne kadar ücret alacağı ve primler çok keyfi bir şekilde belirleniyormuş. Bir önceki haberde Yeliz’in detaylı anlattığı şekilde Digel’de prim almak için yüzde yüz performans, ayda 9 saatin üstünde devamsızlık yapmaman gerekiyor. Fakat ekip liderleri bir anda yer değişikliği yaptığında prim alma şansını da kaybediyormuş işçiler:

“Bir ay boyunca 90 veriyorsun, 98-100 veriyorsun sayıları. O ayın son 4-5 günü sizi başka bir operasyona veriyorlar, destek lazım diyerek. Oraya geçince tabii hiç veremiyorsunuz bu sefer sayıyı. Sizin prim almamızı engelliyorlar yani, taş koyuyorlar.”

Bahar’ın prim alamamasının bir diğer sebebi bilgisayardan kupon çıkartma işinin de ona yüklenmesi olmuş. İş tanımında olmadığı halde, banttaki tüm işçilerin kuponlarını Bahar çıkartıyormuş. “50-60 kişiyiz bantta, illaki herkesin bir sürü kupon isteği oluyordu. Tamir açılacak, makinası bozuk, tamir kuponu yazıyorum. Kuponu yırtık oluyor. Kupanın üstü çizik oluyor, kupon geçersiz oluyor, tekrar kupon çıkartıyorum. Hayır diyemiyorsun insanlara, yapıyorsun, arkadaşın sonuçta. Ama senin zamanından gidiyor yani.”

Bahar, işyerindeki baskı ortamından dolayı sürekli stres altında çalıştıklarını ve psikolojik olarak çok etkilendiklerini anlatıyor. Kendisinin 4,5 yıl çocuğunun olmamasının da bu çalışma ortamındaki stresle ilişkili olduğunu düşünüyor.

“Çocuğum ateşliyken işe gittim”

Digel’de kadınların yaşadığı en önemli sorunlardan bir diğeri ise izinlere dair. Hasta olduğunuzda, hastaneye gidecekseniz bile önce işyerine gitmek zorundasınız, sizin hastalığınıza ikna olmaları için. İkna olurlarsa, fabrikadan çıkış kapısına kadar yarım saatlik yolu yürüyüp hastaneye gidebiliyorsunuz. Bahar ise, çocuğu hasta olduğunda dahi izin alamadığını anlatıyor:

“Ben çocuğum ateşliyken işe gittim ya. 40 derece ateş ama bırakıp işe gidiyorum çünkü anlamıyorlar… Bir gün mesaj yazdım, ateşi var diye. Küçücük bebek yani 9-10 aylık, hasta ve sütüme ihtiyacı var, ‘gelmesem olur mu’ dedim. Müdür beni arayıp çağırttı ve gitmek zorunda kaldım işe.”

Kreş açmamanın maliyeti daha ucuz

Kadın işçilerin en zor koşullarda dâhi izin almasının çok zor olduğu Digel’de, yasal olarak kreş açma zorunluluğu olduğu halde bir kreş yok. Digel, birçok başka işyerinde olduğu gibi kreş açmak yerine ceza ödemeyi daha “az maliyetli” bulmuş: “Kreş açmamanın bir cezası varmış sanırım. Onu ödüyorlarmış, onu ödemek daha makul geliyormuş onlara. Hiç kimseye bu zamana kadar kreş yardımında da bulunmadılar” diyor Bahar.

Bahar, kapı önünde direniş devam ederken içeride işçilere yönelik baskıların da giderek arttığını anlatıyor. İnsan kaynakları görevlileri, yemek molasında üretim alanını savcılarla gezip işçilerin “çalışmadığı”nı kanıtlamaya da çalışmış, kimi işçilerle sendikadan istifa etmesi için özel görüşmeler de yapılmış.

Bahar, 2011 yılında Tiroid kanseri geçirmiş, kanser lenflerine sıçramış ve ömür boyu ilaç kullanması gerekiyormuş, raporları varmış. Digel yönetiminin bu sağlık durumunu bildiği halde onu işten atmasına daha da çok içerlemiş. Tüm bunlara rağmen, Bahar direnişte ısrar ediyor. “Hava soğuk ama direnmek zorundayız, içerdeki arkadaşlarımız için devam ettirmek zorundayız” diyor.

“Esnek eleman” olunca primler yanıyor

Rümeysa, 25 yaşında, 2 senedir Digel’de çalışıyor. Bundan önce de Altınyıldız Tekstil fabrikasında ve çeşitli tekstil atölyelerinde çalışmış. Digel’e ütücü olarak başlamış, makinacı olarak devam etmiş. Rümeysa’yı bir süre sonra çeşitli makineleri ve operasyonları öğretmek için “esnek eleman” olarak çalıştırmaya başlamışlar:

“Ütücü olarak başlamıştım, sonrasında bana “sana iş öğretmek istiyoruz, senin potansiyelin yüksek, daha iyi bir iş yapmalısın” dediler. Makineci oldum, daha iyi şartlarda çalışmaya başladım ama iş yüküm giderek arttı. Sonra beni esnek eleman yaptılar. Normalde yapman gereken tek bir iş varsa, sana “iş öğreteceğim” bahanesiyle başka işler yaptırıyorlar. Sürekli aynı işi yapmadığın için elin alışmıyor. Bir operasyon öğreniyorsun, bu sefer başka operasyona gönderiyorlar… Sürekli böyle kullanılıyordum yani. Zaten bir gün boyunca oradan oraya gezdiğin zaman aylık primin yanıyor. Ben hiçbir zaman prim alamıyordum bu yüzden.”

Tuvalete, yemeğe gitmeden çıkarılan sayılar

Digel’de kadın işçilerin üzerindeki sayı baskısı da oldukça fazla. Konuştuğumuz kadınlar bu sayıları çıkarmanın imkânsız olduğunu anlatıyor. Rümeysa ise çalıştığı banttaki sayının mola kullanmayan, tuvalete dahi gitmeden çalışan işçiler üzerinden belirlendiğini söylüyor:

“Benim olduğum bant fabrika kurulduğundan beri en az insanın değiştiği banttı, hep aynı insanlar çalışmış. Biz yeniler gelmeye başladığımızda eski elemanların çıkardığı sayıları çıkaramıyorduk. Benden önce Nazan diye bir kadın çalışıyormuş bu bantta, ‘Nazan çıkartıyordu o sayıyı sen neden çıkartamıyorsun’ diyorlardı bana. Arkadaşlarıma soruyordum, ‘Arkadaşlar bu kadın robot muydu, nasıl çıkartıyordu sayıyı’ diye… Bana diyorlar ki ‘Nazan yemeğe gitmiyordu, Nazan tuvalete gitmiyordu, Nazan molaya çıkmıyordu.’ Ben neden bunu yapayım ki?  Ben yemeğe de çıkacağım, tuvalete de gideceğim. Ben insanım sonuçta.”

Rümeysa, kadın işçilerin yaşadığı en önemli sorunlardan birinin tuvalet kısıtlamaları olduğunu söylüyor. “Çok bilirim iş yetiştirmek için tuvaletimi tutmak zorunda kaldığımı” diyerek anlatıyor bu durumu. Son dönemde ise çıkış saatine yarım saat kala tuvalete gitmeyi yasaklamışlar. Bu durum, evi uzakta olan kadınların çeşitli zorluklar yaşamasına neden olmuş. Ayrıca, regl döneminde veya bir hastalık döneminde sürekli erkek ustalardan tuvalet için izin istemek zorunda olmanın kadınlar için “onur kırıcı” olduğunu söylüyor Rümeysa:

“Benim ustam erkek, ben ona gidip reglim, tuvalete gitmem gerekiyor demek zorunda değilim. Demekten utanmam bu arada, söylerim de ama neden söyleyeyim yani, adam neden bunu bilsin? Mesela bir arkadaşım vardı, ameliyat olmuştu. Onun günde 3-4 kere gitmesi gerekiyordu tuvalete. Kadın her seferinde gidip ekip liderine tuvalete gitmem gerekiyor diyordu. Bu çok aşağılayıcı bir şey, bir kadın olarak.”

Boşanmış kadın işçilere kötü muamele

Birçok fabrikada gördüğümüz gibi Digel’de de en çok baskıya maruz kalan işçi grubu, mecburiyeti olan kadınlardan oluşuyormuş:

“Genç çok fazla yoktu, çoğu çalışmak zorunda olan kadınlardı. Ev geçindiren, boşanmış çocukları ile kalmış kadınlar… Şahit olduğum çok olay var, bir duysanız hayret edersiniz. Mesela bana gelip kötü bir şey söyleyemiyor, çünkü biliyor ki Rümeysa istifa eder gider. Ama mesela başka bir arkadaşımız vardı, çalışmak zorunda, iki tane çocuğu var, boşanmış, kirada oturuyor. Yaşı geçmiş, sonrasında iş bulması zor. Bütün kötü işleri ona yaptırırlardı, usta sinirliyse gelir bağırır, sinirini ondan çıkartırdı.”

Baskı ve ağır iş yükü yüzünden stres altında çalışmaya mahkûm edilen kadın işçilerin fabrikada birçok iş kazası geçirdiğini de öğreniyoruz Rümeysa’dan. Üretim aksamasın diye iş kazası geçiren işçilerin hastaneye dahi götürülmediği bir işyeri Digel:

“Bugün mesela bir kadın arkadaşım yemek aldığı sırada yere yağ dökülmüş, pat diye düşmüş bacağının üzerine. Ve bu arkadaşımızı ne aşağı indiriyorlar ne ambulans çağırıyorlar. Hatta ekip lideri gitmemesi gerektiğini söylüyor. ‘Sana ihtiyacım var, şu anda gidemezsin’ diyerek izin bile vermiyor.”

Can güvenliği olmayan servis yolları

Rümeysa, bunların yanı sıra servisle ilgili de sorunlar yaşamış. Önceden servis onu kapısının önünden alırken, sonra güzergâhta değişiklik yapılmış ve yaklaşık 5 ay boyunca sabahın çok erken bir saatinde güvenli olmayan bir yol yürümek zorunda bırakılmış servise binebilmek için. Bu durumla ilgili güvenlik endişelerini İK’ya bildirdiğinde ise dalga geçen bir üslupla karşılaşmış.

“Servisin güzergahı değişince üst mahalleye yürümem gerekti. Biz zaten çok erken çıkıyoruz, 6.15’te beni servis alıyor, hava çok karanlık oluyor o saatte. Bir de hiç gitmediğim sokaklardan geçiyorum, köpekler havlıyor. Ben bunu insan kaynaklarına bildirdim. ‘Çok karanlık, köpekler havlıyor, korkuyorum, başıma bir şey gelebilir. Benim can güvenliğim yok’ dedim.  İnsan kaynaklarındaki adam resmen benimle dalga geçti. ‘İnsanlar geliyorlar buraya, yok köpek havlıyor, yok parkta ayyaş yatıyor, yok çok karanlık’ diyorlar dedi… Benimle bu şekilde dalga geçerek konuştu.”

Rümeysa’ya bu koşullar altında sendikalaşma sürecinin nasıl geliştiğini sorduğumuzda, kendisinin en temelde “insan yerine konulmadıklarını” fark ettiğinde sendikaya üye olduğunu anlatıyor. İçeride sendikalı olduktan sonra daha güçlü hissetmiş ve aktif bir şekilde örgütlenme yapmaya başlamış Rümeysa. “Bir amacım vardı. Sabah geliyordum, işime başlıyordum ve sendikayla ilgili insanlarla konuşuyordum. Onları bilgilendiriyordum, yüreklendiriyordum, çok iyiydi, çok mutluydum” diye anlatıyor bu süreci.

Yükleme yaptırdıktan sonra işten atma

4 Şubat’ta ise iş çıkışında servise binmeden işten atılan arkadaşlarının işe geri alınması ve sendikal haklarının tanınmasına dair bir bildiri okumuşlar. Bundan iki gün sonra ise işten atılmışlar. Bu “gecikme”nin nedeni ise, işçileri yükleme gününde iyice çalıştırmakmış:

“Bizim salı günleri ve perşembe günleri yükleme var, tırlar yükleniyor, mal teslim ediliyor. Biz o bildiriyi 4 Şubat Salı günü akşam okuduk. Ertesi günü çalıştık, hiçbir problem yoktu. 6 Şubat günü de akşama kadar çalıştık, vardiya sonunda temizliğe başlamama iki dakika kala yukarı çekildim ve işime son verildi. Ve o gün yükleme günüydü yani. Ekip liderim geldi, seni yukarı çağırıyorlar dedi, işten çıkarılacağımı anladım. ‘Akşama kadar köpek gibi çalıştırdınız, işinizi hallettiniz, yüklemenizi yaptırdınız, şimdi de işten atıyorsunuz’ dedim. Bizi 6 Şubat’ta çıkardı, çünkü seni kullanması gerekiyor, yerine bakacak eleman yok, yüklemesi var.”

Rümeysa ve Bahar, 6 Şubat’tan beri diğer arkadaşları ile beraber direnişte. Rümeysa, direniş sürecinin psikolojik olarak zorlu olduğunun altını çiziyor. En çok da içerde neler yaşandığını bilmemek onu zorluyormuş. Fakat vardiya çıkışlarında içerdeki arkadaşlarıyla buluştukları kısa anlarda belirsizliklerin yerini büyük bir coşku alıyormuş:

“Soğuktayız, dışardayız, üşüyoruz. Sadece akşam bir onları selamlamaya gittiğimizde, arkadaşlarımızı gördüğümüzde bir mutlu oluyoruz. O kadar yani öyle diyeyim. Servislerini karşılıyoruz, el sallıyoruz birbirimize. Çok yürekli kadınlar var içerde, iyi ki varlar. Düdükleri ile gelen, servislere zorla kapıları açtıran, işte bize el sallamak için çırpınan, camlardan elini uzatan bize dokunmak isteyen insanlar da var, yani selamlıyorlar, çok coşkulu geçiyor…”

“Bu düzen düzelecekse bizim sayemizde düzelecek”

Rümeysa son olarak tüm kadın işçileri özgüvenli ve güçlü olmaya çağırıyor:

“Ben kadınların korkmamasını istiyorum. Bir birey olduğumuzu hatırlasınlar. Tekstil işçileri kendilerini çok ezik hissediyorlar genelde. Belki eskiden beri bu düzen böyle geldi, tekstil işçisi çok değer görmedi. Ama biz kadınız, biz her zaman güçlüyüz, ayrıcalıklı olmak zorundayız. Özellikle kadınlar, genç kadınlar hani bir şeyler düzelecek ise bu düzen düzelecek ise bizim sayemizde düzelecek. Ben buna inanıyorum. Yani kaybedecek neyimiz var? Ben en fazla işimi kaybederim dedim bu yola çıktığımda, öyle de oldu. Hiç de problem değil. Rızkı veren Hüda’dır. Ben orada asla kimsenin yalakalığını yapamam, yapmadım da. Kendine yaslanan dik yürür. Yani herkes kendine güvensin.”

Kadın işçilerin sürekli sayı çıkarma baskısı yüzünden stres altında çalıştığı, “esnek eleman” sistemi altında sömürünün arttırıldığı, bekar annelerin ustaların kötü muamelesine maruz kaldığı, kreş hakkının gasp edildiği, işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin alınmadığı Digel Tekstil’de kadınlar bu kötü koşulları değiştirmek için sendikalaşma mücadelesi veriyor. İşten atılan işçiler Ocak ayından beri Serbest Bölge önündeki direnişte. Digel işçisi kadınlar, sendikalı olarak işe dönene kadar direnişe devam edecek. Kadınların yaşadıklarını ve taleplerini duyuralım, seslerine ses olalım.

Paylaş:

Benzer İçerikler

Özel Okmeydanı Hastanesi emekçileri yemekhanelerini nöbet ve direniş alanına çevirdi.  Burada sohbet ettiğimiz Sema, Melahat ve Kader direnişe devam eden 21 emekçinin 3-4’ü hariç hepsinin kadın olduğunu, nöbet tutulmasının önemli ekipmanların hastaneden kaçırılmasını engellediğini anlattı. Direnişçiler hastanenin kurucusu olan Ercan Kesal yönetiminin de bugünkü hak gaspında sorumluluğu olduğunu söyledi
Van’da kayyumun işten çıkardığı 223 işçi arasında kadınlar da var. Onlardan Berivan Tibelik belediyenin kadınlara yönelik hizmetlerinin kayyum tarafından ortadan kaldırıldığını, engelli kadrosunda çalışan Devlethan Duman önce ayrımcılık ve mobinge maruz kalıp sonra işten çıkarıldığını, Elif Gemicioğlu işten çıkarılmasının tek sebebini Kürtçe öğretmek için işe alınmış olması olarak gördüğünü, Ceylan Saybak ise Van’da kayyum uygulamasının bir çete düzenine döndüğünü anlattı
File Market işvereni, ihbar ve kıdem tazminatı ödememek için, sendikalaşan 24 işçiyi Kod 49 ile işten çıkarttı. Ama işler beklediği gibi gitmedi, işçiler haklarını alana kadar direnmekte kararlı ve Salı ve Perşembe günleri herkesi direniş alanına bekliyorlar
Gebze’deki Smart Solar Fabrikası’nda işçiler, patronun yüzde 6 oranında zam dayatmasına ve gasp edilen haklarına karşı 22 Ekim’de greve çıktı. Tüm kazanılmış haklarının gasp edilen, çoğunluğunu kadınların oluşturduğu işçiler, insanca bir ücret talep ediyor ve ekliyor: “İşverenler bize teklif ettikleri maaşlarla bir ay yaşamayı denesin”
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!