şebnem ferah müziğe 1990’lı yıllarda başladı, büyük bir hayran kitlesi, onun şarkılarıyla büyümüş bir kuşak var. yine de son konserinin üzerinden 6, son albümünün üzerinden 8 yıl geçmişken, 54 yaşında verdiği konser dizisinin başarısı az şey değil

ömür kapkaranlık
nasıl aydınlanır
ben yanmazsam
sen yanmazsan
dağılmış ses seda
nasıl anlamlanır
yorulmaz, koşmaz, görmez, bakmaz, sevmez, bilmez, hiç duymazsan
aşk, acı, devrim, vicdan
hak, umutla yoğrulmazsan
yukarıdaki dizeler, şebnem ferah’ın 2018 yılında çıkarttığı son albümü parmak izi’nde yer alan, şarkılar yalan söylemez adlı parçadan. onun gibi anaakımda başarılı olmuş, anaakımın parçası olmuş bir müzisyenin aşktan başka bir konuda şarkı söylemesi ne kadar iç açıcı.
zaten şebnem ferah’la ilgili şaşırtıcı bir sürü şey var. son albümünün üzerinden 8 yıl, son konserinin üzerinden 6 yıl geçmiş bir şarkıcının bu kadar ilgi görmesi mesela. son konserlerini izleyip çok beğenenler olduğu gibi, beğenmeyenler de var. beğenmeyenlerin bir kısmı böyle düşünmelerinin/böyle hissetmelerinin sebepleri arasında teoman’ın sırrı süreyya önder için yazdığı taziye mesajını “beğenmesi”ni gösteriyor! bu sebeple onu “boykot” etme davetleri oldu sosyal medyada; biçare davetler. konser biletleri piyasaya çıkar çıkmaz bitti.
bazı kızlar siyah sever
onu ilk istanbul’un efsanevi mekânı kemancı’da dinledim; burası çok büyük, çok geniş bir kitleyi barındırabilen bir mekândı, hemen her gece çeşitli gruplar müzik yapardı. o sahneden sonraki yıllarda tüm türkiye’nin tanıdığı müzisyenler çıktı; 1990’lardan bahsediyorum yani türkçe popun altın yılları. güçlü sesi olan birçok genç kadın ve nilüfer, ajda pekkan, sezen aksu gibi klasikleşmiş isimler, bugün de dinlenen parçalarını o yıllarda kaydetti. türkçe ya da zaman zaman ingilizce müzik yapan rock ve metal gruplarının da ortaya çıktığı zamanlardı; bunların arasında sonradan kült olacak pentagram, dr. skull, radical noise gibi gruplar da vardı. az ama öz dinleyicisi olan, para kazanılmayan bir alanda müzik yapıyorlardı.
bursa, sert müziğin harman olduğu şehirlerden biriydi. aslen yalovalı olan şebnem ferah da liseyi yatılı olarak bursa’da okumuştu, sadece kadınlardan oluşan volvox grubunun temelleri 1988 yılında bu şehirde atıldı. gruptan ayrılanlar, katılanlar oldu, katılanlar arasında özlem tekin ve halen şebnem ferah’ın grubunda bas gitar çalan buket doran da vardı, profesyonelleştiler, istanbul’a gittiler ve yukarıda andığım kemancı’da büyük sükse yaptılar. volvox elemanlarıyla vildan erozan’ın yaptığı röportajı pazartesi dergisinin arşivinden okuyabilirsiniz.
rock ortamını özgürlükçü ve bu sebeple kadınlar için kolay bir mecra sanan varsa yanılıyor. özlem tekin de, şebnem ferah da çocuk yaşta müzik eğitimi almaya başlamışlardı, özlem tekin ankara devlet konservatuarı mezunuydu. gruptaki bütün kadınlar başarılıydı, güzeldi, çekiciydi. ama kemancı’da takılan ve müzik yapan, yeteneği kendinden menkul, çoğu ileriki yıllarda müzikle ilgilenmeyen bir sürü oğlan, onlara burun kıvırma hakkını görüyordu kendilerinde. diğer yandan, güçlü sesleriyle pop alanında çok kolay sivrilecek bu iki kadının zor bir müzikal tercih yaptığına dikkat çekmek isterim.
özlem tekin, o yılları anlatırken, “şebnem tori amos, björk gibi kadınları dinlerdi, ben judas priest, accept gibi metal gruplarını dinlerdim” diyor. o, grubun 1994’te dağılmasından sonra aşk her şeyi affeder mi? adlı parçayla anaakımda büyük sükse yaptı. ardından birçok albüm çıkarttı, o yıllardaki tercihlerine sadık kaldığını söylemek zor, farklı müzik türlerini denedi, filmlerde ve dizilerde oyunculuğuyla büyük başarı kazandı.
gücü kararlılığında
şebnem ferah ise o yıllarda dinlediği kadın müzisyenlerin yolundan gitti.
şebnem ferah kendi adıyla müzik yapsa da rock’ın grup müziği olma, kolektif üretim geleneğini büyük ölçüde korudu; türkiye’nin önemli rock müzisyenleri çaldı/çalıyor arkasında. ancak sezen aksu ile de -zaman zaman- çok eleştirilen işbirlikleri oldu. ama müzikal çizgisine hep sadık kaldı. sadece bu da değil, birkaç kez eurovision’da türkiye’yi temsil etmeyi, yarışma formatını müzikle bağdaştırmadığı için reddetti.
şunu da hatırlatmak isterim, 2000’ler türkçe rock yapan birçok grubun ortaya çıktığı, birçok kült şarkının yazıldığı yıllardı ve o canlılığın içinde onun gibi kalıcı olabilenler -örneğin, duman, teoman, mor ve ötesi- hâlâ dinleniyor. yani kararlılığının, beğendiği müzikten taviz vermemesinin karşılığını aldı.
şeboistler
türkiye’de en fazla hayranı olan müzisyen olduğu söyleniyor, çoğu genç kadınlardan oluşan “şeboist”ler aynı adla bir fan sitesi bile kurmuştu! diğer yandan, başka kadın müzisyenlerin önünü açmadığı yönünde eleştiriler aldığını da yazayım.
hayatında iki önemli travma var ferah’ın; ilki 1998 yılında ablası ayçan ferah’ın uzun yıllar bitkisel hayatta kalmasının ardından ölümü, diğeri 17 ağustos 1999 depreminde babası ali ferah’ı kaybetmesi.
özellikle son konserlerinde sahnede izleyenler zarafetinden söz ediyor ve bunu kırılganlığına yoruyor. oysa hep çok güçlü bir kadın oldu şebnem ferah. ben şarkımı söylerken’deki gibi, “içine girdiğin küçük kaygan deliği yeni ve büyük bir dünya mı sandın” demek, diyebilmek kaç kişinin harcı!
birçok müzisyenin aksine, edebiyatla, okumakla arasının iyi olduğuna dair işaretler var, örneğin can kırıkları albümü karin karakaşlı’nın öykü kitabından alır.
ama bence en güçlü yanı şarkıcılığı. teoman onunla ilgili, “şebnem herhangi bir şarkıyı yorumlarken mutlaka kendine mal eder onu” demişti. gerçekten de, kemancı’da rock/metal klasiklerini yorumladıkları yıllarda da her parçaya kendi rengini katardı.
hayat ellisinde bitmez!
şebnem ferah hiç evlenmedi, şarkılarında en çok kadınları ve aşkı anlattı. son konserinden görüntüler izledim, tek ama çok derin dekoltesi olan kıyafeti ne kadar tarz, kendisi ne kadar güzel! “yaptırmış” diyenleri duyar gibiyim, sanırım eline azıcık para geçen kadınların çoğu “yaptırıyor” artık ama o, işi kararında bırakmış, çok hoş olmuş; sahnede heyecanını yansıtmaktan, duygularını açmaktan çekinmediği çağında, 54 yaşında bir kadının başarısı ne kadar umut verici.
birlikte yanıldık biz bu yollarda
politik bir müzisyen olduğu söylenemez ama gezi zamanı malum şahsa yazdığı mektupta “karşıdan bakıldığında en eksik ifadeyle ‘erk sarhoşluğu’ gibi görünen bu tavrınızı bir tarafa bırakınız” demekten de geri durmadı. kılıçdaroğlu, cumhurbaşkanlığı adaylığı sürecinde onun birileri var adlı şarkısı kullanıldı: “ruhunu, şerefini zalimin gölgesine satmayan birileri var.”
onun ve müziğinin, ilk ünlü olduğu yılları temsil ettiğini ve bundan ibaret olduğunu düşünenler var. katılmıyorum. şebnem ferah’a duyulan sevgi “eski türkiye”ye değil, geleceğimize duyulan özlem bence. otuz yıla eşlik eden, ancak açık ve temiz havada alınabilecek taze bir nefes, bugünden daha özgür, daha eşit olabileceğimiz türkiye’yi özlemek.
fotoğraf: milliyet.com.tr










