En çok yürürken görürsünüz onu. Feride kah Gülpınar’da markette, kah elini arkasına bağlamış yol boyu yürümekte… Doktoru ona yürü Feride demiş, yürüyor… Şimdi yürüyor bomboş biri gibi ama vaktiyle çok çalışmış. Küçücükken tarlada, biraz büyüyünce hasta bakımında… Garson olmuş, bulaşıkçı olmuş, temizliğe gitmiş… Eşi için çalışmış, çocukları için çalışmış, hep çalışmış. Hayatındaki çoklar; iş, mücadele, yorgunluk, kalp kırgınlığı… Dayak desen var, eziyet desen var. Yürüyor, yürüdükçe sıkıntısını derdini arkada bırakıyor. Hayat bir nefes.
Feride’nin bir adı da Nedret. Feride “eşsiz, benzersiz” demek, Nedret “nadir olan, az bulunan”. Bildiğin, hacdan gelmiş sahte yüzüklerin arasında tek taş yüzük o, ısırganların arasında gelincik, koyunların arasında kara koyun.
Yürürken görürseniz, ayağında düz ayakkabıları, sırtında yağmurluğu ya da montu, kabanı, kısa saçları, kısık bakan denizci gözleri ve ellerini arkasında bağlamasından tanırsınız kolayca. Kuzey Ege’nin kadın efelerinin ruhunu.
Arnavutluk’taki burnesha’lar* gibi, o da hayatın yükünü hep sırtlamış. İki kere evlenmiş ama şarkısı “Yalnızlık ömür boyu”.

İyiler erken mi ölür?
Daha küçük bir kızken, tarlada başlamış emeğinin hasadı. Her yaşında başka biri bereketini toplamış. Emeğiyle karışık hayatını ortaya koymaya öyle alışmış ki, uğradığı haksızlığı ya görmüyor ya da kendini üzmemek için gözünü kapıyor. Hiç sigortası olmuş mu? Yaptığı işlerden olmamış elbette! Ta ki, kendi aklı başına gelip isteğe bağlı sigorta yaptırana kadar resmi hiçbir kaydı olmamış devletin defterlerinde.
İlk kocasıyla tarla yolunda tanışmış. “Çok iyi bir adamdı. Bu dünyada ondan iyisi yoktur” diyor ardından. Küçücük bebesiyle onu tek başına bırakıp gitmese, ölüvermese ne iyi olurmuş ama olmamış. İyiler erken ölür mü? Ölür.
Eve ekmek getirmek, minicik dadayı (bebeyi) bırakıp işlere gitmek, hem erkek hem kadın işinin üstesinden gelmek zor. Direnmiş Feride.
“Öyle zordu ki anlatmakla anlatılmaz. Çocuğum küçücüktü. Babamız yoktu. Zorluk çektiğimizi bilirdi ama. Zeytin fabrikasında yere dökülen zeytinleri toplamaya biri lazımdı. Yolladım. Zeytin çuvalının altında kalmış. O kadar küçüktü evladım. İçime içime ağladım. Akşam eve gelirken kazandığı parayla bir ekmek almış. ‘Anne bak ekmek aldım. Hadi yiyelim’ dedi ya… Boğazıma bir yumru tıkandı. Ekmek boğazımdan geçmedi ama yedim. Ne güzel para kazanmış, ekmek almış benim oğlum diyerek o ekmeği yedim. Överek yedim. Yedim ama nasıl yedim…”
Evlat yetiştirmek zor iş
Feride pek laf kalabalığını sevmiyor. Hikayesi çok ama “benim hayatım roman” deyip geçiyor. “Büyüyünce ben asker olacağım” diyen oğlu tam istediği gibi uzman çavuş olmuş; ikinci evliliğinden olan kızını gurbete evlendirmiş, ellerini arkadan bağlayıp yürürken, bütün çektiklerini bir yana atıp, evlatlarını yetiştirebilmenin gururunu yaşıyor. Yaşıyor da, hayatın yükleri de peşini bırakmıyor. Küçük bir emekli maaşı var; zaten idareci bir kadın. Zaten kalbi çoktan kırılmış. Bir balon patlatmışlar, bir de stent takmışlar, “Yemesem daha iyi” diyor.
Öyle çok çalışmış ki, ölçümü yok. “Bu Gülpınar’ın yaşlılarına hep ben baktım. 20-25 kişiyi defnetmeye ben gönderdim. Kimisine 17 sene, kimisine 5 ay baktım. İçlerinde çok sevdiğim insanlar da vardı. Hele biriyle birlikte ilahiler, şarkılar söylerdik” diyor. Bir tek bu işi mi yapmış; elbette hayır.
Tarla bahçe işleri, ev temizliği, garsonluk, bulaşıkçılık ve hatta balıkçılık.
Bir gün ev işinden dönerken ikinci eşiyle tanışmış. Birlikte çalışmış, birlikte üretmiş, hayatın zorluklarına direnmişler. O da iyi bir adammış ama içki içince değişen cinsten. “Biraz kıskançtı. İçtiği zaman oğluma da bana da eziyet ettiği olurdu. İçmediği zaman çok iyi bir adamdı. Aksiliklerine, bazı eziyetlerine rağmen oğlum onu baba bildi. Üzdüğü kadar da sahip çıktı, babalık yaptı oğluma. Oğlum Gaziantep’ten cenazesine geldi. Çocuklarım anneannelerinin yanına gömülsün istedi. O şimdi annemin yanında yatıyor.”

Her zaman çok çalıştım
Hayatı küçük küçük hikayelerle örülü uzun bir roman. Bu hikayelerin arasında evi elinden alınan bir kadının, kendini hep gurbette hisseden bir yüreğin, zorlukları kolayca unutan bir meleğin hikayesi de var. Ona bu kadar hassas olma diyorum. Kendine yeten küçük ekonomisini, küçücük evini, küçük emekli maaşını, motorunu, yetiştirip büyüttüğü ve gururla seyrettiği evlatlarını hatırlatıyorum.
Kötü şeyleri unutmaya meyli çok olsa da kişisel tarihi zaman zaman hatırlatıyor kendini. Kızı karnında 9 aylıkken yediği dayağı insan nasıl unutur? “Alkol alıyordu eşim. Çok dayak yedim” diyor ve eşini suçlamak yerine alkolü suçlamayı tercih ediyor.
Eşiyle, deniz kıyısında bir otelde çalışmışlar uzun yıllar… Otelin bütün işlerine birlikte bakarlarken, yapmadığı iş kalmamış Feride’nin. O dönem, Eşref Kolçak, Kuzey Vargın, Murat Soydan gibi ünlülerin geldiği otelde, çook servis yapmış masalara; çook mutfak işi halletmiş. En son o bölgede dizi çeken İbrahim Erkal için ise “Çok değerli bir kardeşimdi… Allah rahmet eylesin” diyor arkasından…
Hayatın bir yanı gülistan, bir yanı kar boran… “Otelde çalışırken ev temizliğine de giderdim. Hasta bakımı çıkarsa giderdim. Her zaman çok çalıştım” diyor. Sonra bir rüzgâr savuruyor ve İstanbul’a gidiyor eşiyle birlikte. Florya’daki dinlenme tesislerinde, kim bilir kaç masaya servis yapan garsonlardan biri, bulaşıkçı, dondurma tezgâhı elemanı, ne lazımsa o oluyor, kocasının amcasının işletmesinde. “Eşim dondurmada çalışıyordu, ben garsonluk yapıyordum; masa temizle bulaşık yıka… Ne iş olursa. Sigortam olmadı. Eşime bile zor yaptı sigortayı.”
Kadınlar iki üç kuruşu kenara atmayı becerirler ya, “Peki sen üç beş kuruş atabildin mi bir kenara?” diye soruyorum. Ne gezer! Ama yine de dört başı mamur hissediyor kendini çünkü oğlu var, kızı var. Oğluyla paylaştığı zor zamanlar aralarındaki ilişkiyi daha bir perçinlemiş. “Ayağına taş değmesin evladımın. Askere giderken yalnız bırakmaya gönlüm razı olmadı, ben götürdüm, Ziyarete gittiğimde, mıntıka temizliği yapıyormuş. Elleri mosmordu. Bugün bile içimi acıtır o gün gördüğüm. Hayatımda keşke dediğim şeyler var ama bana acıyı da, tatlıyı da oğlum unutturur” diyor. Şimdi oğlu uzakta, evli. Torunu burnunda tütüyor.
“Durmadan yürüyorum, geziyorum. Beni anlayacak insanların yanına gidiyorum. Çok sevdiğim Ayşe ablamın kapısı bana hep açık. Ona gidiyorum. Yürümek hem kafamı dağıtıyor hem de kalbime iyiymiş” diyor, Doktoru yürü demiş, yürüyor şimdi… Halk Eğitim Kursları’na katılıyor, bir dost buldu mu sohbet ediyor, hayat böyle devam ediyor.
İşte böyle Feride’nin uzatsak roman olacak zorluklarla dolu hikayesi.