Büyük proje olarak kadın düşmanlığı

Ortada bir feminist/kadın hareketi olmasaydı da AKP’nin kutuplaştırıcı politikaları arasındaki büyük projesi yine kadın düşmanlığı olurdu. Çünkü AKP’nin fıtratı bu! Hayatlarından ve onurlarından taviz vermemekte ısrarlı olan kadınlar, tüm saldırılara karşı bir arada yürümeye devam edecek.
Paylaş:
Gülfer Akkaya
Gülfer Akkaya
akkayagulfer@gmail.com

AKP’nin yıllardır yürüttüğü kutuplaştırıcı politikalar arasında en büyük projesi kadın düşmanlığıdır.

Kadın düşmanı politikaların da etkisi ile bugünkü en güçlü sosyal ve sınıfsal dinamik olarak yükselen feminist/kadın hareketinin mevcudiyeti nedeniyle söylemiyorum bunu. Ortada bir feminist/kadın hareketi olmasaydı da AKP’nin kutuplaştırıcı politikaları arasındaki büyük projesi yine kadın düşmanlığı olurdu. Çünkü AKP’nin fıtratı genel olarak kadın-erkek eşitliğine karşı. Bunu açıktan savunuyorlar. Savunmakla kalmıyor, buna uygun politikalar üretiyorlar. Bu politikaları her gün adım adım devlet kurumlarından başlayarak çeşitli alanlara yayıyor, hayatlarımıza sokmak için çabalıyorlar.

İktidar ne zaman gerilese, oy kaybetse milliyetçiliğe sarılır. Bu kartı defalarca kullandı. Hepimiz bu oyunu biliyoruz. Milliyetçilik gibi iktidarın geriledikçe kullandığı diğer kartlar cinsiyetçilik ve homofobi.

Laiklik de kaybediyor

Kadınların özgürlüğü ve laiklik (özgürlükçü laiklik) arasındaki karşılıklı bağ nedeniyle kadınlar kaybettikçe laiklik de kaybetmekte. Fıtratlarında eşitlik olmayan siyasal İslamcılar laikliğe saldırmak istediklerinde de kadınlara saldırıyor. Şeriatın yapısal olarak nasıl/neden laikliğe ve kadınlara düşman olduğunu hatırlatmak isterim.

İstanbul Sözleşmesi’nden bir gece ansızın cumhurbaşkanının imzası ile “çıkma” hamlesine karşı kadınların verdiği mücadelenin parçası olan Danıştay’a itiraz başvurularının görüşüldüğü bir süreçten geçiyoruz. Savcı peş peşe kadınlar lehine mütalaa verirken ertesinde evlerinin bahçesinde bira içen kadınlara dinci erkekler saldırıverdi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın gençlerle buluşmasında yaptığı “Devamlı artırıyoruz. Bundan çok rahatsızlar. Hem suluda artırıyoruz, hem sigarada artırıyoruz. Aç sefil geziyor, rakıyı birayı almaktan geri durmuyor” açıklamasından bir hafta sonra dinci erkekler kadınlara saldırdı.

Devlet zoru ve erkek şiddeti

AKP iktidarı kaybetme tehlikesi arttıkça sertliğin dozunu yükseltiyor. İktidarı kaybetme korkusu bir yandan tahammülsüzleştiriyor, diğer yandan saldırganlaştırdıkça saldırganlaştırıyor. Tutunabileceği halk desteği yok artık, devlet zoru ve erkek şiddetine bel bağlamış durumda.

Savaş politikalarından polis şiddetine, medyaya (sosyal medya dâhil) yönelik baskılara, hukukun yok edilmesine dek birçok alanda halk devlet zoru altında. Özellikle işsizliğin artması, işsizliğin en çok kadınları vurması, ücretlerin düşüklüğü, öğrencilerin yurt sorunu, barınma sorunu, artan fiyatlar, eridikçe eriyen ücretler AKP’yi korku ve denetim ile yönetmeye mahkûm ediyor.

Konu kadınlar olunca iktidar aynı anda devlet ve erkek şiddetinden medet umuyor. İster işyerinde direnen kadın olsun, ister evde kocasına direnen kadın olsun, karşısında devlet ve erkek şiddetini buluyor. Son yıllarda yükselen direnişlerde, ki bu direnişlerde kadın işçilerin sayıları ve etkileri epeyce belirgindi, kadınlara yönelik devletin şiddetine tanıklık ettik. İnsanca koşullarda çalışmak için direnen kadınlara saldıran polislerin cinsiyetçi küfürleri hâlâ akıllarda.

AKP’li erkek milletvekillerinden kadınlara yönelik cinsiyetçi küfürler, polislerin kadın milletvekillerine yönelik öldürme tehditleri, erkeklik kovanına çomak sokan kadın milletvekillerine yapılan ölüm tehditleri…

Aileye ölümüne bağlı iktidar, boşanmak isteyen kadına karşı aileyi yani erkeği desteklerken kadınların kocaları tarafından katledildiklerini biliyoruz. Flört şiddetinin, partner şiddetinin artarak sürdüğünü de biliyoruz. Tüm bunları bildiğimiz gibi yine biliyoruz ki yakınları tarafından öldürülen bu kadınların ölümlerinin bir nedeni de devletin cezasızlık politikası. Sadece cezasızlık politikası mı? Kadınların çantalarında şikâyet dilekçeleri ile öldüğünü biliyoruz. Kadınları koruması gereken devlet kadınları korumuyor. Öleceğini bile bile kocalarının yanına yolluyor.

Çare kadın dayanışması

Erkek şiddeti sadece evlerde yok. Evlerde kadınları aşağılayan, hor gören erkekler işyerlerinde mesai arkadaşları kadınlara da benzer şekilde davranıyorlar. Çünkü işyerlerinde de cinsiyetçilik hâkim. İşyerlerinde çalışan kadınların yaygın şekilde patronlar, şefler, mesai arkadaşları tarafından erkek şiddetine maruz kaldıkları sır değil. Erkek işçilerin bu cinsiyetçiliği, iktidarın “kadınların yeri evidir, ailedir, kadının görevi anneliktir, kadın eştir” söylemleriyle birlikte atölyelerde, fabrikalarda, şantiyelerde kadın düşmanlığını körüklüyor.

Bir grup azınlık ve yandaş hariç iktidarın politikaları toplumun tamamını olumsuz etkiliyor. Ama bu politikalar en çok kadınları vuruyor.

Sadece ekonomi politikaları değil, AKP’nin yerleştirmeye çalıştığı baskıcı ve tekçi politikaların kadınların hayatlarını derinden sarsacağı, kadınların kazanımlarını yok edeceği malum.

Bunu başarmak için her koldan her yerden kadınların üzerine erkekleri salıyorlar.

Hayatlarından ve onurlarından taviz vermemekte ısrarlı olan kadınlar belli ki tüm saldırılara karşı bir arada yürümeye devam edecek. Kadınlara yönelik kutuplaştırıcı politikaları kadın dayanışması ile göğüsleyecek.

Fotoğraf: Derya Kap / csgorselarsiv.org

Paylaş:

Benzer İçerikler

“Kadın cinayetlerine karşı mücadele sadece sonuçlarla değil, nedenlerle birlikte mücadele etmekten geçiyor. Bunun için erkek şiddetini nedenlerinden kopararak yasa-ceza ile çözülebileceği yanılsaması yaratmak yerine, patriyarkal sistemle mücadeleyi hedeflemek gerekiyor. Patriyarkal sisteme ve mesela onun aile kurumuna karşı mücadele etmeden erkek şiddetini bitirmek mümkün değil.”
1991 yılında İsviçre’nin Valais kantonunda yaşayan kadınlar eşit haklar için sokaklara inerler. 14 Haziran 2025 tarihinde yapılan Kadın Grevi ilk yıldan bu yana yapılan en kitlesel eylemlerden. Bu yıl da kadınlar yaşadıkları sorunların ana kaynağı olan patriyarkayı hedefe koyup “Patriarkayı yık” diyerek birbirlerine ve dünya kadınlarına seslendiler.
Bir yandan erkek şiddeti artarken diğer yandan onunla mücadeleyi sürdürmekte ayak direyen bir politik hat mevcut İsviçre’de. Benzer bir durum AKP iktidarı ile ülkemizde yaşanıyor. Özellikle erkek şiddetine karşı mücadelede en küçük destek bile çok önemliyken kadınları şiddetten uzakta tutmak için kazanılmış yerlerin, alanların varlığının önemi tartışılamaz.
“Kadınlar can güvenliği kaygısı yaşarken kadınların can güvenliğinden sorumlu İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya toplam 74 kadının öldürüldüğü Kasım ayında koruma kararı verilen kadınların karar maddelerine uymayıp şiddet gördükleri erkeklere evlerinin kapılarını açtıklarını ve bunun için vuruldukları söylemişti. Evet, bunu söyleyebilmişti.”
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!