‘Kadınlara bayramda hediye bile verilmezdi’

Sarar Fabrikası’nda sendika değiştirdiği için KOD 46 ile işten çıkarılan Sıla’nın anlattıkları, fabrikada kadın işçilerin maruz bırakıldığı şiddeti ve ayrımcılığı gözler önüne seriyor: “En fazla işi biz yapıyorduk ama erkekler daha çok maaş alıyordu. Depo işçisi erkeklere bayramlarda çikolata, gömlek gibi hediyeler verilirken bize verilmezdi.”
İşten çıkarılan Sarar işçisi Sıla, fabrikadaki eşitsizliği anlatıyor:
Paylaş:
Öznur Kaya
Öznur Kaya
oznurr.kayaa@gmail.com

Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi’ndeki (OSB) Sarar Fabrikası’nda, sendikasını değiştirmek isteyen 26 işçi, geçen ay ‘ahlaksızlık’ kodu olarak bilinen KOD 46* ile işten atıldı.

Yönetim, Hak-İş’e bağlı Öz İplik-İş Sendikası’ndan DİSK Tekstil’e geçmek isteyen işçilere “Sendika değişikliği yapamazsınız” dedi. DİSK’e geçen ancak işten çıkarılmayan işçilere ise ikramiye ve tazminatları verilmedi.

Tüm bu süreci, fabrikanın yaka-manşet hazırlama bölümünde 12 yıldır çalışan Sıla Savur ile konuştuk.

‘Ahlaksızlık’ koduyla işten atılma sürecinden önce defalarca tehdit ve mobbinge maruz kaldıklarını belirterek sözlerine başlayan Sıla, “İşten çıkarılmamız için DİSK’e geçenlerin listesini Öz İplik-İş Sendikası, işveren vekiline verdi. İşveren vekili, bizimle 8 Mayıs’ta bir toplantı yaptı ve bu toplantıda DİSK’ten ayrılmamız gerektiğini, ayrılmazsak işten atılacağımızı söyledi” dedi.

‘İsmini söylediklerim muhasebeye gitsin’

Toplantıdan bir gün sonra işveren vekilinin, “Siz beni dinlemediniz, bakın şimdi hepinizi nasıl gönderiyorum. İsmini söylediklerim eşyalarını toplayıp muhasebeye gitsin” diyerek kendilerini tehdit ettiğini aktaran Sıla, “12 yıldır çalıştığım işyerinde, sırf yasal hakkım olan sendika değişikliği yüzünden güvenlik eşliğinde, çıkış kağıdıma KOD 46 maddesi konularak, onur kırıcı bir şekilde işten çıkarıldım. O işyerine bu kadar emek vermiş bir işçi olarak, sırf sendika değişikliği yaptığım ve hakaretlere boyun eğmediğim için işten çıkarılmayı hak etmedim. Hiçbir arkadaşımız bunu hak etmedi” diye konuştu.

İşyerindeki çalışma koşullarına da değinen Sıla, işçilerin alanı dışındaki işlerde çalıştırıldığını anlattı:

“Çalışma saatlerimiz sabah 08.00 işbaşı, akşam 18.30 çıkış şeklindeydi. Hafta sonu çalışmıyorduk. Yalnız son zamanlarda iş yoğunluğundan dolayı çok sık mesaiye kalıyorduk. İşyerinde hiç kimsenin sabit bir işi yoktu. Normalde ben işe makineci olarak başlamıştım. Ama makinecilik dışında ayakçılık, ütü vb. birçok farklı işi yapıyordum.”

‘Çoğu kez bozuk yemek yiyorduk’

İşyerinde üst yöneticileri tarafından hakarete maruz bırakıldıklarını belirten Sıla, yemeklerin çoğu zaman bozuk geldiğini, tuvalete dahi süreyle gittiklerini belirterek şunları kaydetti:

“Bant usulü çalışmamıza rağmen, bantta ustamız belirli kişiler üzerine çok fazla sorumluluk yıkarak, beş kişinin yapacağı işi bir kişiye yüklemekteydi. Bu kadar iş yapmamıza rağmen hiçbir şekilde motive edilmiyor ya da takdir göremiyorduk. Bant ustalarımız tarafından en ufak bir hatamızda ‘salak, geri zekâlı, aptal’ gibi argo kelimelere maruz kalıyorduk. Bunu idarecimize dahi söyleyemiyorduk. Kendisinin de defalarca bant ortasında bağırmasına, hakaretine maruz kalmışlığımız olmuştur.

Bir yerde bunu da geçiyorsunuz; çünkü çalışmaya ihtiyacınız var. Ama hepimiz en azından o kadar çalışmaya kaliteli bir yemek yiyebilmek istiyorduk. Ama ne yazık ki o kadar performansla kaybettiğimiz enerjiyi alabileceğimiz kaliteli yemek vermiyorlardı. Çoğu kez bozuk yemek yediğimiz bile olmuştu.

Çok sağlıksız koşullarda çalışıyorduk. Su ihtiyacımızı bile nerden geldiği belli olmayan bir su sebilinden karşılamaktaydık. Tuvaletlerin temizliği bile düzenli yapılmamaktaydı. Dahası tuvalete süreyle gidiyorduk. Sağlık sorunumuz olsa dahi tuvalet izinlerimiz çok sıkıntılıydı. Anlayacağınız çalışma koşullarımız çok ağırdı ve iş, insanlara baskı ve hakaretler üzerinde ilerliyordu.”

“Erkeklerden daha ağır işlerde ve çok ağır baskılar altında çalışmamıza rağmen aldığımız ücretler arasında çok farklılık vardı. Erkeklerin maaşı daha yüksekti. En fazla işi yapan biz kadınlardık; ama hak ettiğimiz ücreti almıyorduk.”

Sıla

‘İzin dönüşü cezalandırılıyorduk’

Sıla, son bir yıldır neredeyse her hafta sonu mesaiye kaldıklarını da söyledi:

“Mesai ücreti alıyorduk ama sendikalı diğer fabrikalara kıyasla hak ettiğimiz ücreti aldığımızı düşünmüyorduk. Fabrikamızın muhasebe sistemi biraz farklıydı. Her ay bize dağıtılan bordrolardan aldığımız ücretleri net bir şekilde anlayamıyorduk. Gidip muhasebeye aldığımız ücretlerle ilgili ya da kafamıza takılan bordroyla ilgili soruları soramıyorduk. Çünkü orada da terslenmelere (‘şimdi bilgisayarı açamam, sistemde sıkıntı var’ vb.) ifadelere maruz kalıyorduk. Ücret talepleriyle ilgili de böyle bir sıkıntı yaşamaktaydık.”

Sağlık problemlerinden ya da ailevi durumlardan ötürü uzun süreli izin kullandıklarında bant sorumluları tarafından ‘cezalandırıldıklarını’ belirten Sıla, “İzinden dönüşte birçok farklı işte çalıştırılarak ya da makinemizden kaldırılıp ütüye verilerek cezalandırılıyorduk” ifadelerini kullandı.

Sıla, fabrikadaki yoğun çalışma koşullarının sosyal hayatlarına olan olumsuz etkisine de değindi. Ailesine vakit ayıramadığını dile getiren Sıla, “Evli arkadaşlar bizden daha çok sıkıntı çekiyor. Ev işlerini yetiştiremediklerini, çocuklarıyla ilgilenemediklerini, çok geç saatlere kadar ev işi yaptıklarını söylüyorlar” dedi.

‘Erkeklerle aldığımız ücret farklıydı’

Sıla, fabrikadaki en önemli sorunlardan birinin de kadın ve erkek işçiler arasında yapılan ayrım olduğunu vurguladı. Erkeklere göre daha ağır işlerde çalışmalarına rağmen onlardan çok daha az ücret aldıklarını, üstelik bayramlarda erkek işçilere gömlek, çikolata gibi hediyeler verilirken kadınlara hiçbir şey verilmediğini anlattı:

“Fabrikamızda kadın ve erkek arasında her zaman bir ayrım söz konusuydu. Çalışılan bölümde bile bunu fark edebiliyoruz. Erkeklerden daha ağır işlerde ve çok ağır baskılar altında çalışmamıza rağmen aldığımız ücretler arasında çok farklılık vardı. Erkeklerin maaşı daha yüksekti. En fazla işi yapan biz kadınlardık; ama hak ettiğimiz ücreti almıyorduk.

İnanın, bantlarda çalışanlarla depo çalışanları arasında bile farklılık vardı. Onlara bayramlarda çikolata, gömlek gibi hediyeler verilirken bize hiçbir şekilde verilmezdi. Bunun nedeni ise depo çalışanı olmalarıydı.”

‘Sözlü tacize maruz kalıyorduk’

Sıla, kadınlar olarak sadece ücret eşitsizliğiyle değil, psikolojik şiddet ve tacizle de karşılaştıklarını belirtti:

“Hiçbir zaman istediğimiz kıyafeti giyemezdik mesela. Aynı ortamda çalıştığımız erkek çalışma arkadaşlarımız tarafından sözel tacizlere maruz kalıyorduk. Bunları çok kolay dile getiremezdik. Çünkü bu konuda hiçbir önlem alınmıyordu. Zaten çalışma ortamımızda iş ahlakı anlamında bir düzen yoktu. İşyerinde bant, bant yönetimi ve idari ortamda bu şekilde iş ahlakına uygun olmayan davranışlarla karşı karşıya kaldığımız ve rahatsız olduğumuz durumlar vardı. İdari yönetimdekiler, bilmelerine rağmen buna müdahale etmiyorlardı. Anlayacağınız çalışma ortamımızda kadınlar her konuda ayrımcılığa ve iş ahlakına uygun olmayan davranışlara maruz kalıyordu.”

“Toplu sözleşmeler yapılırken işçiyle toplantı yapılmıyordu. Sendikamıza defalarca işyerimizde olan eksiklikleri -yemek, tuvalet, içme suyu, çalışanlar arasındaki adaletsizlikler, ücret eşitsizliği vb.- söylememize rağmen, bize yardımcı olunmadı.”

Sıla

‘Sendika, haklarımızı ne anlattı ne de savundu’

Öz İplik-İş Sendikası’ndan DİSK Tekstil’e geçiş sürecine de değinen Sıla, Öz İplik-İş’in işveren yanlısı bir tutum içinde olduğunu, kendilerine haklarıyla ilgili bilgi vermediğini, sorunlarına çözüm getirmediğini söyledi:

“Toplu sözleşmeler yapılırken hiçbir şekilde işçiyle toplantı yapılmıyordu. Sendikamıza defalarca işyerimizde olan eksiklikleri -yemek, tuvalet, içme suyu, hediye, çalışanlar arasındaki adaletsizlikler, ücret eşitsizliği, kıdem farkı vb.- söylememize rağmen, hiçbir konuda bize yardımcı olunmadı. Her ay bizden aidatlar düzenli kesilirken hizmetler hiçbir şekilde düzenli değildi. EYT’li arkadaşlarımızın bile aylardır tazminatları ödenmezken DİSK Tekstil, bu arkadaşlarımızın tazminat haklarını bile savundu. İçeride bulunan Öz İplik-İş ise arkadaşlarımızın kazanılmış bu haklarını bile savunmadı.

DİSK Tekstil Sendikası’ndan Dilek Hanım, bize yasal haklarımızı anlattı, toplumsal cinsiyet eşitliği hakkında bilgi verdi. İşyerinin şiddetten nasıl arındırılması gerektiği, ücretlerimizdeki eşitsizlik, ILO 190 sözleşmesi gibi konularda bilgi verdi. Şimdiye kadar hiçbir hakkımız hakkında gerçek bilgiye sahip değildik. Bu yüzden de bize hiçbir hizmet sunmayan, bizim şikâyetlerimizi dikkate almayan bir sendikada olmak istemedik artık. Fabrikadaki bu adaletsizliğin, iş ahlaksızlığının, hak ihlallerinin, hakaretin, baskının son bulması için, onursuz çalışma düzeninin değişmesi için, bize daha çok fayda sağlayacağını düşündüğümüz DİSK Tekstil’e geçmeye karar verdik; ama KOD 46 ile işten çıkarıldık.”

‘Sendikadan çık, ikramiyeni yatıralım’

Hukuki süreç başlattıklarını belirten Sıla, fabrikadaki son duruma ilişkin şu bilgileri verdi:

“Şu anda fabrikada mücadele devam ediyor ama her geçen gün işveren vekili ve bant sorumluları tarafından içeride hakaret ve baskılar da artarak devam ediyor. İnsanlar her gün işlerinden çıkarılma tehdidiyle karşı karşıyalar. İnsanları yıldırmak için birçok yeni önlem alınmış durumda. İnsanlar izin kullanmak istediklerinde sıkıntılar çıkarılıyor, yasal hakları olan ikramiye ücretleri hiçbir şekilde yatırılmıyor. Arkadaşlarımız hak ettikleri ücretler üzerinden tehdit ediliyor. Yasal hakları olan ücretleri almaları için dayanışma dilekçesini bile arkadaşlarımıza DİSK Tekstil verdi; ama ne yazık ki işveren vekili bu kâğıdı yırtıp atmış. Arkadaşlarımızın direncini kırmak için bu ayki ikramiye ücretleri ödenmemiş. İnsanlar buna tepki gösterdiklerinde ise ‘e-Devletini aç, sendikadan çık, yatıralım’ şeklinde söylemlerde bulunuluyor.

Ayrıca bu ay ödenmesi gereken ramazan yemek parası ödenmedi. Ramazan yemek parası ödemeleri karşılığında sendikadan çıkmalarını talep ettiler. EYT dilekçesi veren, tazminatları hesaplanan arkadaşlarımızın tazminat ödemeleri bile aylardır yapılmıyor. İnsanlar sorduklarında ‘Belli değil’ diyorlar. Birçok arkadaşımız, yıllık izinlerini kullanmak istememelerine rağmen izne çıkarıldı.

En son 15 Haziran’da yaptığım basın açıklamasından sonra bile içeride arkadaşlarımıza ‘Bakın, kendilerini nasıl rezil ettiler, siz de sendikadan çıkmazsanız sizi de 46 koduyla işten çıkarırım, hiçbir yerde iş bulamazsınız. Hiçbir hakkınızı alamazsınız’ şeklinde tehditler savurdular. Şu anda işyerindeki arkadaşlarımız bu hak ihlallerine ve tehditlerine bir son verilmesini istiyorlar. Daha huzurlu, onurlu, kaliteli ve sağlıklı koşullarda çalışmayı istiyorlar. Artık bu baskıların son bulmasını bekliyorlar.”

*KOD 46, işçinin “işverenin güvenini kötüye kullanmak, hırsızlık yapmak, işverenin meslek sırlarını ortaya atmak gibi doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlarda bulunması” nedeniyle işten çıkarıldığı anlamına geliyor. Bu kodla atılan işçiler, kıdem ve ihbar tazminatı alamıyor, işsizlik sigortasından da yararlanamıyor.

Fotoğraf: Umut-Sen (Videodan ekran alıntısı)

Paylaş:

Benzer İçerikler

Zorunlu mesailer, yetersiz molalar, sayı baskısı, düşük ücretler… İşçilere tuvalet yasağı koyan, “Cenazeniz de olsa izin istemeyin” diyen, hamilelere bile izin vermeyen şefler… Bir de üstüne sendika düşmanlığı, hukuksuz işten atmalar… Bilsar Tekstil’de direnen kadın işçiler, fabrikadaki kölelik koşullarını anlatıyor.
Barutçu Tekstil’de sendikalaştıkları için işten çıkarılan 9 kadın işçinin direnişi 200’üncü günü geride bıraktı. İşçiler, direnişte çok kritik bir noktaya gelindiğini; H&M, Zara gibi ünlü markaların artık fabrikaya sipariş vermediğini anlatıyor. Tüm işçilere ve kadınlara dayanışmayı büyütme çağrısı yapıyorlar.
MKS Transformatör’de grev sürüyor. Kadın işçiler, emeklerinin değersizleştirildiğini, mobbing ve ayrımcılığa maruz kaldıklarını anlatıyor. Patrona yakın işçilerin kayırıldığını söyleyen Nuray, “Ben de işçiyim, benim hakkım neden o kadar değil?” diye soruyor. Fatma ise mutfakta çalıştığı için emeğinin küçümsendiğini belirtiyor.
Nersoy Tekstil’de direnişlerini sürdüren kadın işçiler, fabrikada çalışırken kendilerine ayıracak zamanlarının olmadığını söylüyor. “Üç beş saat yaşıyoruz işte. Ama ev işlerini kim yapacak? Öyle zaman oluyor ki koltuğa uzanacak bir saatimiz bile olmuyor” diyorlar. Bir kadın, uykusunda “Sayı yetişmeyecek hadi hadi” diye sayıkladığını anlatıyor.
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!