Erkek şiddetine karşı biz kadınlar birlikte güçlüyüz

25 Kasım vesilesiyle, kadın sendikacılarla işyerindeki kadına yönelik şiddet biçimlerini ve sendikaların bu konudaki çalışmalarını, DİSK'e bağlı Genel İş sendikası İstanbul Anadolu Yakası 1 No'lu şube başkanı Nazan Gevher Çam Ay ve DGD-SEN genel başkanı Neslihan Acar ile konuştuk.
Paylaş:

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele günü, kadınlar olarak hayatın her alanında maruz kaldığımız erkek şiddetinin daha fazla görünür kılındığı bir gün olmaya devam ediyor. Farklı işkollarında çalışan kadın işçiler ev içi şiddetin yanı sıra, çalıştıkları işyerlerinde fiziksel, cinsel ve psikolojik şiddete, mobbinge, cinsel tacize maruz kalıyor.

Örgütlü olduğunuz işyerinde kadın işçiler hangi şiddet biçimleri ile karşılaşıyor?

DİSK Genel-İş Anadolu Yakası 1 No’lu Şube Başkanı Nazan Gevher Çam Ay: Duygusal, psikolojik şiddetin yanı sıra cinsel şiddet vakalarını da zaman zaman görüyoruz maalesef.

Sendikanın kadın işçilerin yaşadığı şiddet, taciz ve mobbinge karşı ne gibi çalışmalarınız var?

Toplu sözleşmemizde yer alan mobbing kurulu ile kadınların işyerinde yaşadığı her türlü psikolojik taciz vakasıyla mücadele etmeye çalışıyoruz. Bu kurulun ağırlıkla erkeklerden oluşmaması önemli bir adımdı. Ayrıca toplu iş sözleşmemizdeki ilgili maddeleri hazırlarken kapsamlı olmalarına çok dikkat ediyoruz. İstanbul Sözleşmesi ilkelerinin sözleşmede tanınması, sendika ve işverenin bu konuda ortak sorumluluk sahibi olduğunu kabul etmesi önemliydi. Maddeleri de bu yönde hazırlıyoruz ki gerektiğinde bu sorumluluğu hatırlatabilelim. Çünkü maalesef hiçbiri sözleşmede kalmıyor, hepsinin uygulanmasına er ya da geç ihtiyaç oluyor.

Kadın meclisi olarak bu konuda nasıl hedefleriniz var?

Önceliğimiz, işçi kadınların iş yerlerinde yaşadığı sorunları gündeme getirmek. Taban çalışması bu anlamda kritik önem taşıyor. Elbette nihai hedefimiz bunu örgütün için bir alt grup, bir komisyon veya komite gibi sürdürmek yerine sendikanın tamamında, tüm karar alma kademelerinde eşit söz sahibi olmak, eşit temsil edilmek. Bu süreçte tabanı da bu konuda bilinçlendirmek.

25 Kasım’da nasıl bir eylem planınız var?

24 Kasım Cuma günü saat 12.00’da Kadıköy Belediyesi’nin bahçesinde Genel -İş Anadolu Yakası şubeleri olarak belediye işçisi kadınlarla bir basın açıklaması yapacağız. Şiddete karşı sesimizi yükselteceğiz. Tek adama karşı çok kadın, yaşasın örgütlü kadın dayanışması!

Sendikanızın örgütlü olduğu işyerlerinde kadın işçiler hangi şiddet biçimleri ile karşılaşıyor?

DGD-SEN Genel Başkanı Neslihan Acar: Sendikamız daha çok depolarda örgütlenme faaliyeti yürütüyor. Depo iş kolu emek yoğun çalışılan iş kollarından bir tanesi. Depolar çok fazla baskı, mobbing, ücret gaspları ve tacizin olduğu yerler. Tüm işçiler ayrımsız olarak bunları yaşarken kadın işçiler çok daha farklı şiddet biçimlerine ve baskıya maruz bırakılıyor. Örneğin depo içerisindeki ücretlendirme. Maaş+prim+ikramiye ya da depoya özgü belirlenmiş herhangi bir ücret kalemi varsa genelde işçilerin alamayacağı şekilde planlanıyor. Yani düzenli olarak her ay bu ücretler alınamıyorken yine de eğer bir yerde kesinti olacaksa önce kadın işçilerin ücretleri kesiliyor. Bir gün işe gelmeme, depo içerisinde çalışırken hastalanma, izin alma ya da lavaboya gittin, yemek molasına çıktın, 5 dakika geç kaldın gibi sebeplerle kadın işçilerin ücretleri çok daha rahat gasp ediliyor.

Kadınlar şiddet ve taciz sarmalında çalışıyor

Yine depo içerisinde yüzlerce işçi çalışmasına ve bunların yarısı kadın olmasına rağmen kadınların terfi etmediği, amir/takım lideri, depo yönetimlerinde söz sahibi olamadığı, tamamen erkeklerden oluşan yönetimler mevcut. O yüzden de kadınlar yaşadıkları sorunları yönetimlere bildiremiyor. Çok ciddi anlamda sıkıntılar yaşıyor. Yüzlerce erkeğin çalıştığı ortamlarda cinsel taciz, psikolojik şiddet en yaygın yaşanan sorunlar olarak bize aktarılıyor. Kadın işçilere ekonomik şiddet de çok yaygın olarak uygulanıyor. Kadın emeğinin değersizleştirildiği ve her gün emeğini değersizleştirmek üzere söylem ve eylemin üretildiği erkek yöneticiler tarafından çeşitli araçlarla da desteklediği çalışma ortamlarında bulunuyor kadınlar. Maalesef depolardaki örgütlenmelerle dahi aşamadığımız bir dizi sorunla kadın işçiler baş başa kalmış durumda. Azalmak yerine tüm iş kolunda artarak devam ediyor.

En son Trendyol depoda ulaştığımız bize üye olan, üye olmaktan korkan ama bizimle birlikte davranan kadınları dinledik. Hem ücret gasplarının çok yoğun olduğunu hem de amirler tarafından psikolojik şiddete yoğun bir şekilde maruz kaldıklarını anlattılar. Amirler ya da amir statüsüne gelebilecek korunaklı işçilerin kadın işçileri birlikte olmaya zorladığı, kabul etmediği takdirde ailelerine şikayet etmekle, işten atmakla, adını çıkartmakla tehdit ettiklerini anlattılar. Evden bir parça kurtulmuş ve kendi parasını kazanır hale gelmiş, çeşitli alanlar açmış kadınları da bu tehditlerle rızası varmış gibi davranmaya zorluyorlar. Bunlar depo yönetimine taşındığında yine bu faillerin korunduğu genel merkezlere mailler atıldığında sanki hiç yaşanmamış gibi davranıldığını. Korkunç bir şiddet ve taciz sarmalı içerisinde çalışıyor kadınlar.

Sendikanızın kadın işçilerin yaşadığı şiddet, taciz ve mobbinge karşı ne gibi çalışmaları var?

Biz her örgütlenme çalışması yaptığımız depoda mutlaka iş yeri komitelerini kurarız. Bu komiteler içerisinde mümkünse kadın işçilerin yoğun olmasına özen gösteriyoruz. Komite içerisinde kadın olmadığı durumda özel olarak depo içerisinde kadın örgütlenmesini ayrı yürütüyoruz. Örgütlediğimiz birimler, depo içerisinde çalışan kadınların çalışma koşulları, kadınların sendikaya üye olmaktan korktuğu çekindiği gerekçelerin neler olduğunu öğreniyor. Depo içerisinde kadınların yaşadığı tacizi, mobbingi, ücret gasplarını teşhir ederek kadınların depo yönetimlerinde bulunmasına dair çeşitli çalışmalar yürütüyoruz. Örgütlenme ilerlediğinde, kadın işçilerle ilişkilerimiz geliştiğinde, mutlaka erkeklerden bağımsız bir kadın komitesini ve onun etrafında kadın meclisi kurarız.

Bunu yaptıktan sonra depo içerisinde, kadınların, iş yerine dair yaşadıkları tüm sorunları meclise anlatabileceğini ve birlikte ne yapabileceğimizi çekinmeden konuşacağımız alanlar açarız. Yine bu kadın birimleri, depo içerisindeki LGBTİ+ bireylerin örgütlenmesini de kadın birimi içerisinde yürütür. Şimdiye kadar birçok depoda tacizci amirlerin depolardan uzaklaştırılması, işten atılması ve hukuki süreçlerin yürütülmesine dair onlarca pratiğimiz var. Uzaklaştırma kararlarının alınmasında, şiddet mağduru kadınların ve LGBTİ+’ların korunmasına dair dayanışmasını sonraki süreçlerde de birlikte yürütüyoruz. Daha çok fiili süreçler yürütüyoruz aslında. İçeride şiddet, taciz faili olan erkekleri -depo yönetimleriyle çözemediğimiz durumda- kadınlar, işyerlerinde yan yana gelerek ya da failin yaşadığı mahallede faili teşhir ederek sorunu çözmeye çalışıyor. Biz Kadınlar Birlikte Güçlü sloganının sadece bir slogan olmadığını, yaşayarak ve sorunu birlikte çözme kabiliyetlerimize de inanarak onlarca defa ispat ettik.

Sendikanızın kadın komisyonu var mı?

Sendikamızın şu an hali hazırda tanımlı bir kadın komisyonu yok. Çünkü çeşitli eğitim ve birlikte eylem pratikleri gelişmedikçe, kadın birimleri ideolojik olarak donatılmadıkça, adına kadın komisyonu dediğimiz ve sadece olsun diye uğraştığımız bir durum yok. Bizim dışımızdaki sendikaların pratiklerinden de gördüğümüz, kadın komisyonlarının atıl olması ve sendika içerisindeki kadınların yaşadığı sorunlara dahi yeterli cevapların üretilmediği. Sorunların çözülmediği bir dizi sıkıntının olduğunu biliyoruz. Bu yüzden de sendikamızın şu an bir kadın komisyonu bulunmuyor. Ancak örgütlenme yaptığımız depolarda kadın birimlerinin inisiyatifini, erkeklerin de tanıyacağı çeşitli öğrenme pratiklerimizi geliştiriyoruz. Bunların da diğer depolardaki örgütlenmelerle bağını kurmaya çalışıyoruz. Bir kadın komisyonunun ancak böyle çalışacağını ve kadınların yaşadığı sorunlara müdahale etme ve çözme kabiliyetinin böyle kazanılacağını düşünüyoruz. Ki şimdiye kadar ki pratiklerimiz ve direniş alanlarındaki kadınlarla yürüttüğümüz çalışmalarımızla bunun görülebileceğini düşünüyorum. Güçlü ve memlekette güç olabilecek kadın komisyonlarını oluşturabilmek için özenle emek harcıyoruz.

“Kazandığımız haklar mücadele ile alındı”

25 Kasım’da nasıl bir eylem planınız var?

25 Kasım’da örgütlenme yaptığımız tüm depolarda bizimle ilişkisi olan tüm kadınları bulundukları kentlerin meydanlarında, iş yerlerinde, evlerde, sosyal mecralarda yani tüm alanlarda seslerini duyurmalarını hedefliyoruz. Sorunları birlikte konuşmaya ve bu sorunları yaratan patronlar, devlet ve destekçisi aile ile mücadele etmeye, bulundukları alanlarda konumlarını güçlendirmeye dair adımları atmaya çalışıyoruz. O yüzden de tüm kadınları, kentlerde organize edilen eylemlere katılmaya ve güçlendirmeye, eğer kent meydanlarında ve yaşadıkları yerlerde eylemler yoksa bunları organize etmeye yönlendiriyoruz.

Bizler evde, okulda, sokakta, işyerinde yoğun şiddet, taciz, baskı altında yaşamaya çalışıyoruz. Her gün en az 6 kadının kadın olmasından dolayı öldürüldüğü ve onlarcamızın engelli olarak hayatına devam edemediği bu düzenin kendisini kabul etmiyoruz. Yaşamak için her gün mücadele etmek zorundayız. Her gün mücadeleyle edindiğimiz haklarımızın, iktidar, muhalefet ve onun aparatlarının saldırılarıyla, kazandığımız ve uygulatamadığımız haklarımızı korumaya ve uygulatmaya çalışıyoruz. Bugün 6284 sayılı yasa, var olan haliyle dahi yetersizliklerle dolu olmasına rağmen iktidar ve ortakları tarafından hedefe konulmuş durumda. Bizler her gün saldırı altında, hakları yok sayılan var, olan haklarımıza, yokmuşçasına göz diken ve her gün kadınlara onursuz, haysiyetsiz bir yaşamı dayatmaya çalışan bu düzene mecbur değiliz. Daha fazlasını isteyecek ve alacak gücümüz var. Kazandığımız haklar bizimdir, mücadele ile alınmıştır, yenilerini de mutlaka alacağız. Bizim yerimize karar vermeye çalışanlar bilsin ki Vardık Varız Var olacağız!

Fotoğraf: Serra Akcan / csgorselarsiv.org

Paylaş:

Benzer İçerikler

Başakşehir’e bağlı Şahintepe mahallesinde, 400 günü aşkındır bir nöbet sürüyor. Çevre Bakanlığı ve bölge belediyesinin halkı mahalleden sürme girişimleri sonuçsuz kaldı. Kurdukları “Barınma Hakkı Meclisi” içinde örgütlenen Şahintepelilerin, fiili mücadelesinde kadınlar en önde. “Mahalle içindeki ve dışındaki kirli eller çekilene kadar oradayız” diyorlar.
Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesi Vizyon Belgesi ve Eylem Planı’nı değerlendiren feminist sosyolog Berfin Atlı “Esnek çalışma modeli kadınların yoksulluk döngüsünü kırmak yerine, bu döngünün derinleşmesine neden olacak” diyor.
“Türkiye’de yasalara göre, imza attığı sözleşmeler gereğince de 12 yaşındaki çocuklar çalışamazlar. Ama siz eğitim içerisindeki bir mevzuatı bu şekilde değiştirirseniz 12 yaşındaki çocuğun işçileşmesi meşrulaşıyor. “Çalışmıyor ki, okula gidiyor” denilecek. Tüm mekanizmalar gerçekten çocuk işçiliğini meşrulaştırmanın bir yolu.”
Diyarbakır’da cami önünde Kur’an-ı Kerim okuyarak geçimini sağlayan, engelli bir oğlu olan Rojda, ‘’Ama kendime de bir dua ediyorum. İnşallah oğlum benden önce ölür diye. Bakacak kimsesi yok. Ölüm fakirlikten ve kimsesizlikten iyidir’’ diyor.
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!