Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Kadın Komisyonu Kuruldu: Amaç, toplumsal cinsiyet temelli her türlü ayrımcılıkla mücadele

Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası yeni kurulmuş bağımsız sendikalar içinde eylemleri ile dikkat çekiyor. Sendika uzun bir hazırlık sürecinden sonra geçtiğimiz günlerde kadın komisyonunu da oluşturdu. Kreş, eşdeğerde işe eşit ücret gibi patronları zorlayacak somut talepleri başlangıçtan itibaren sendikal mücadelenin konusu haline getirerek, önemli adımlar atıyorlar.
Paylaş:
Bahar Gök
Bahar Gök
bihargok1982@gmail.com

Özel sektördeki eğitim/öğretim kurumlarında örgütlenen Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası kuruluşunun birinci yılını kutluyor. Sendika girişimi olarak faaliyet yürüttükleri süreçte de, alanda etkili eylemler yapan ve özlük hakları ellerinden alınan öğretmenlerin sesi olan sendika 30 Ağustos’ta Ankara’da polis saldırısıyla karşılaşmıştı.

Üye çoğunluğunu kadınların oluşturduğu sendika, kurulduğu günden bu yana yaptığı girişim ve eylemlerle, kurumlarda, öğretmenlerin çalışma koşullarında iyileştirmeler sağlamayı başardı. Mücadeleyi daha ileriye taşıyabilmek için sendika içerisinde kurdukları komisyonları da aktif olarak işletiyorlar. Önceliği hukuk komisyonuna veren Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası, kadın komisyonunu da geçtiğimiz aylarda oluşturdu. Kadın öğretmenlerin yaşadığı sorunları görünür kılarak yapılabilecekler üzerinde tartışan kadın komisyonu, önümüzdeki günler için bir dizi gündem ve çalışma belirlemiş durumda. 8 yıldır öğretmenlik yapan Eda Efil Aksoy, sendikanın kadın sekreteri olarak hem sendikanın kuruluş sürecini hem de komisyon olarak amaçlarını, hedeflerini bizimle paylaştı.

Sendikanızın kuruluş nedenlerini sizden de dinleyebilir miyiz?

Eda Efil Aksoy: Sekiz yıldır Samsun’da biyoloji öğretmeni olarak görev yapıyorum. Sendikada kadın sekreteriyim. Aynı zamanda Karadeniz Bölgesi’yle ilgilenmeye çalışıyorum. Özel sektör, maalesef tek bir alanla hizmet eden bir yapılanma değil. Dershaneler, kolejler, rehabilitasyon merkezleri, ana okulları, yabancı dil kursları gibi birçok özel öğretim kurumunda çalışan öğretmenlerin özlük haklarını alamaması gibi bir durum söz konusuydu. Mesela ben sekiz yıldır öğretmenlik yapıyorum. Mesleğe ilk başlama sürecimin öncesinde de çalışma yaşamım içinde angarya işler, mobbing, taciz, şiddet-psikolojik şiddet çok ön planda olmak üzere-gibi bazı noktalarda iyileştirmelerin olması ile birlikte tamamen taban maaş ve özlük haklarımızın oluşturulmasıyla ilgili bir talebimiz oldu. Çok uzun zamandır bu alanda bu şekilde çalışılıyor. Bir yerde bu oluşumumuzla birlikte kendi sesimizi duyurabileceğimiz bir platform ortaya çıkartmaya çalıştık. Ve buna bağlı olarak da birkaç farklı bölgeden arkadaşlarla, bir araya geldik. Sendika şu an bir yılını tamamladı ama daha öncesinde 7-8 aylık bir süreçte, çeşitli tartışmalar yaparak sendikanın ön çalışmalarını yaptık. Neden böyle bir şeyin içerisine girdik, diye sorarsanız, sorunlar artık çok can yakıcı bir duruma gelmişti. Biz öğretmenlik mesleğini yapmaya çalışıyoruz ama öğretmenlik dışında her şeyi yapmamızı talep ediyor patronlar. Aynı zamanda MEB bunu sürekli göz ardı etmiş oluyor. Özellikle kadın öğretmenlerde, çocuklara bakıcılık, temizlikten sorumlu olmak, annelik görevini üstlenmek, sahiplenmek gibi isteklerle birlikte aslında yapmamamız gereken, meslek kanunu içinde bizi kapsamayan durumlar için de sürekli istenilmesi nedeniyle bir sendika kurma isteğinde buluştuk.

Kadın ve erkek öğretmenlerin sorunları farklı

Hangi komisyonları oluşturdunuz şimdiye kadar?

İlk öncelik olarak hukuk komisyonunun oluşturulmasını tasarlamıştık. Çünkü biz üç tane kanunla çalıştırılıyoruz. Birincisi Özel Öğretim Kurumları Kanunu, ikincisi 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu, üçüncüsü de İş Kanunu. Bu alanda öğretmenlerin haklarını bilmemesi gibi ya da sözleşme zamanında nasıl bir sözleşme imzalanması, işten ayrılma sürecinde istifa mı verecek yoksa haklı fesih mi yapacak nelerle karşılaşacak? Bunları öğretmen arkadaşlarımız bilmiyorlardı. Bu alandaki eksikliğimizden kaynaklı olarak ilk önce hukuk komisyonunu kurduk. Sonrasında kadın komisyonunu kurma ihtiyacını duyduk. Varolan bir ezilmişlik vardı. Toplum içinde ki kadın ezilmesi ve sömürüsünü sendikal alanda da yaşamamak için işi başlangıçtan sağlam tutmak istedik ve kadın komisyonunu kurduk. Zaten sendikamızın çok büyük bir kesimi kadın öğretmenlerden oluşuyor. Kadın ve erkek öğretmenlerin yaşadığı durumlar birbirinden çok farklı. Mesela, mesleğe yeni başlamış bir öğretmene şu gözle bakıyorlar: Genç mi, kadın mı, bekar mı? Bunları iş görüşmelerinde patronlar bir koz olarak kullanıyor. Gençse, kadınsa ve özellikle bekarsa şöyle bir söylemde bulunuyorlar: Gençsin, bu kadar parayı ne yapacaksın? Ve düşük ücretlerle zorunlu bir şekilde çalıştırılmaya itiliyor. Kadınlar olarak, yıllardır evlere hapsedilmek istendik. Aynı durumu aslında patronlar da bize yansıtmaya çalışıyor. Emekçilerin zaten düşük olan maaşlarını daha da düşürmek için sistemin ve toplumun onlara sunduğu fırsatları kullandığını hepimiz biliyorduk. Ama özellikle kadın öğretmenlerin görünmeyen emeklerini yok sayarak, ev içi emeklerini de yok sayarak belirli süreli iş sözleşmeleri, mobbingi, angarya işi kadınlara dayatıyorlar. “Zaten bize mahkumsun, başka bir yerde kolay kolay iş bulamazsın” deyip öğretmenleri sürekli olarak özellikle sözel branşlara sıkıştırmak istiyorlar.

Önceden hazırlık yaptılar

Neden?

Matematik ya da fizik branşında genellikle erkek öğretmenleri tercih ediyorlar. Kadın biraz daha duygusaldır, mantık ve matematikten çok fazla anlamaz bakış açısıyla yaklaşarak şöyle yapıyorlar: Kurumda iki tane CV varsa ve biri erkekse patron erkek olanı tercih ediyor. Daha otoriter, daha mantıksal yaklaşabileceğini düşünerek özel sektörün de gözdesi olan, matematik, fizik gibi branşlarda erkek öğretmenleri önde tutup kadın öğretmenleri sözel tarafta konumlandırıyorlar.

Biz sendikal başvuruyu yapmadan önce sendika girişimi olarak bir çalışma yürütüyorduk. O dönemde tasarladığımız şeyler vardı. Başvurudan önce hem hukuk komisyonumuz hem de kadın komisyonumuz kurulmuş durumdaydı aslında. Çünkü şöyle bir süreç oldu bizde. Tartışmalarımız, dernek mi olalım, sendika mı olalım, nasıl bir strateji geliştirelim, alanlarımız neler olmalı, kimlerle nasıl ilişkiler kurmalıyız ya da kurmamalıyız gibi çeşitli sorularla ilerliyordu aslında. Farklı bölgelerden arkadaşlarla da online görüşmeler yaptık. Sendika kurulması gerekliliğini düşünerek aynı zamanda hukuksal bir alanda mücadele vereceğimiz için hem hukuk komisyonunu hem de kadın komisyonunu en başından tasarlamış olduk.

Annelik ve süt izinleriyle ilgili yoğun baskı var

Kadın komisyonunda hangi sorunları daha çok ele aldınız? Talepleriniz neler olacak?

Kadın komisyonumuz düzenli olarak toplantılar alıyor. Bu toplantıların sonucunda bazı kararlar ortaya çıkartmış oluyor. Özellikle 1 Mayıs’ta ve 30 Ağustos gibi zamanlarda yaptığımız eylemlerde öncü olan ve önde olanların kadın öğretmenler olduğunu gözlemledik. Birkaç defa haklarımız ve mobbinge karşı mücadele konusunda online paneller düzenledik. Onun haricinde toplumsal cinsiyet eşitliği ile ilgili bir atölye başlatma fikrimiz var. Aslında bizim alanımızla ilgili kreş hakkı kampanyasını da yakın zamanda oluşturma fikrindeyiz. Bu hak maalesef, iş kanununda fabrika merkezli olarak sadece kadın sayılarına bakılarak tanımlanmıştır. 150 üstü kadın çalışanın olduğu çalışma alanları için bu hak kullanılabilir durumda. Biz bakım emeğinin sadece kadın üzerine yüklenmemesini, erkek arkadaşlarımızın da çocuk bakımından sorumlu olması gerektiğini söylüyor, kreş konusundaki kadın kotasının kaldırılmasını, sayının da aşağı çekilmesini istiyoruz. Çünkü özel sektördeki kurumların çoğunda 150 öğretmen olmuyor. Hatta öyle butik alanlar var ki 10 tane öğretmen çalışıyor. Ama 10 öğretmenin altı tanesinin çocuğu var. Hem kendi alanında sabah 09.00 akşam 20.00 kendi yükümlülüğü var hem de akşam eve gittiğinde, evdeki görünmeyen emeği var. O yüzden kreş hakkı yakın zamanda kampanya şeklinde ele alacağımız bir konu olacak.

Aslında biz, sadece kadın komisyonunun hazırlayacağı bir talepler listesi de oluşturma çabası içerisindeyiz. Detaylı bir çalışma yapmaya çalıştığımız için maalesef süreç biraz uzamış oldu… Kadın öğretmenler, doğum izniyle ya da hamilelik süreçleriyle ilgili çok büyük bir baskı yaşıyor. Kadın öğretmene sözleşme yapıldığında ilk sorulan-bana da sormuşlardı-“evli misiniz hocam?” Evliyim deyince “çocuk yapmayı düşünüyor musunuz?” “Neden” diye sorduğumda, patron şunu söylemişti: “Çocuk yaparsanız, size yazdığımız dersleri ne yapacağız? Hamile olan öğretmenler sürekli hastalanır-rahatsızlanır. O yüzden biz, hamile olan ya da hamile kalmayı düşünen arkadaşlarla çalışmak istemiyoruz.” Böyle bir durum var. Meslekteki arkadaşlarımızın da çok büyük bir korkusu oldu bu. “Acaba hamile kalır mıyım? Dönem içinde hamile kalırsam işten çıkarırlar beni” korkusuyla, hamileliğini aylarca gizleyen arkadaşlarımız da oldu. Biz, belirli süreli iş sözleşmeleriyle çalıştırılıyoruz ve patronun iki dudağı arasında bir çalışma hayatı sürdürüyoruz. Hamile kalınca, sen, iş göremez hale geliyorsun. Hamile kalındığında, patronun doğum iznini, süt iznini vermesi gerekiyor. Bu konuda maalesef MEB’de, kamuda çalışan arkadaşlarımız gibi özlük haklarımız olmadığı için işten çıkarıyorlar. Çünkü süt iznini alan öğretmenin bir saat bir buçuk saat gibi ders zamanı kaybolmuş olacak. Ve onun adına ders yazamayacak. Doğum izni alındığında da, doğum öncesinde ve sonrasında ders yazamayacak. Yani bize aslında şöyle bakmış oluyorlar: Çalıştıramadığım insana parasını neden vereyim? Hamilelik ve doğum süreci, bizim sektörde korkulu bir rüya olarak kalmış oluyor.

Sendika yönetiminde hem kadınların ağırlıkta olması hem de genç olmaları bir sorun oluyor mu?

Aslında şöyle bir durum var. Sendikal çalışmaların büyük bir çoğunluğunda erkek figürünün ön plana çıktığını gözlemledik. Yıllardır bu şekilde devam ediyor. Sendika denildiği zaman insanın aklına takım elbiseli kravatlı yaşlı başlı erkekler geliyor. Sendika olarak bu bakış açısını da yıktığımızı düşünüyoruz. Çok çok genç bir sendikayız. Arkadaşlarımızın yaş ortalaması da çok düşük. Ben 30 yaşındayım. Sokaktan geçerken, ne yapıyorsun diye sohbet ettiğimizde “sendikada kadın sekreterliği yapıyorum” dediğimde “ya sen kaç yaşındasın” gibi şeyler oluyor. Hatta Twitter’da da yönetim kurulu ve il temsilcisi arkadaşlarımızla kol kola girdiğimiz bir fotoğrafımız vardı. Altına birisi şunu yazmış: “Tamam, bu fotoğraf çok güzel de, sendikanın yöneticileri nerede?” Bir arkadaşımız da cevap yazıp sırasıyla saydı. Bu şekilde yürüyen bir sendikayız aslında. Hem çok genciz. Hem çok dinamiğiz. Fiili bir mücadele alanı içinde, gerçekten çalışmaları iyi yaptığımız bir sendika oluşturduk. Çünkü şöyle bir şey var. Hepimizin canı acıyor. Bizim mesaimiz 09.00’da başlıyor gibi görünüyor ama 8.00’de evden çıkıyor arkadaşlarımız. Özellikle İstanbul, Ankara gibi büyükşehirlerde ulaşımın da sıkıntı olduğu alanlarda 09.00’daki mesaiye yetişebilmek için 07.30’da evden çıkması gerekiyor. Akşam 20.00’de çıkıyor mesaiden. Eve gidene kadar saat 21.00- 21.30 oluyor. Kendine ayırdığı bir zaman dilimi kalmıyor. Burada en büyük zararı kadın öğretmenler yaşamış oluyor.

‘Patron çay da istiyor fotokopi çekmenizi de…’

Kadın öğretmenlerin en çok yaşadığı sorunlar sizce nelerdir?

Biz şöyle bir şey yaşıyoruz. Toplumun bize kabul ettirdiği bakış, kadın daha naif olmak zorunda. Bu, iş hayatında da bize dayatılmış şekilde. Hemşireliğe, öğretmenliğe itildik ve arkadaşlarımızın çok büyük bir çoğunluğuna “öğretmen olmak senin hayalin miydi” diye sorduğumda bir durup düşünüyorlar. “Sen kız çocuğusun öğretmen ol” diye aile ve toplum itmiş yani. Daha sonrasında, eğitim fakültelerinden mezun olup ya da fen edebiyat fakültelerinden formasyon alıp mezun oluyor arkadaşlarımız. Mesleğe başlıyor ve şöyle taleplerle geliyor patronlar. İlk başlangıçta, seni stajyer diye alalım, kadın öğretmenlerde stajyerlik dediğimiz durum çok çok zor. Çünkü patron, senden çay ister, fotokopi çekmeni ister ama aynı zamanda güzel giyinmeni de ister. Çünkü, sen, oranın reklam yüzüsün. Hatta eğitim danışmanlığı dediğimiz bazı durumlar ortaya çıkıyor. Veliyle birebir diyalog kuruyorsun, kuruma kayıt yaptırıyorsun ve güler yüzlü olmak zorundasın. Çünkü kadınsın, şık giyinmek zorundasın çünkü kadınsın. Ve bunların tamamına baktığımız zaman, sürekli olarak, kadın bedeni üzerinden bir istekleri var. Bizim bedenimizi kullanarak reklam panolarını dolduruyorlar. Ya da güler yüzlülüğümüzden velileri çekmiş oluyorlar. Çok fazla sorunumuz var. Mesela erkek arkadaşlarımız iş ya da şehir değiştirme durumunda kadınlara göre çok daha avantajlı durumda oluyorlar. Ben Samsun’da üniversiteyi okudum, Samsun’da öğretmenlik yapıyorum. Burayı tanıdığım için belki biraz daha avantajlı olmuş olabilirim ama hiç kimseyi tanımadığım bilmediğim bir şehre gitmiş olsaydım, çok kolay bir hayat beni beklemiyor olacaktı. CV’yi çat diye bıraktığım bir kurum “hocam buyur gel, istediğin şeyleri verelim” şeklinde bir yaklaşımda da bulunmayacaktı. Kadın öğretmenler bu alanda da çok zorlanıyorlar.

ILO 190 Sözleşmesi’ni komisyon olarak gündeme aldınız mı?

İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılması sürecinde sendikada yaptığımız birçok toplantıda, kürsüde de İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmediğimize dair konuşmalar yaptık. Aynı zamandı ILO 190 ile ilgili de ILO 190’ın ne olduğunu, bizim için avantajlarının neler olduğunu ya da neden imzalanması gerektiğiyle ilgili yakın zamanda bir panel düzenleyebiliriz. Kadın komisyonumuzun yapacağı ilk toplantıda dile getireceğimiz bir çalışma olacak ILO 190.

‘LGBTİ+ öğrenci ve öğretmenlerin haklarını savunuyoruz’

LGBTİ+ üyeleriniz var mı, komisyonunuz toplumsal cinsiyet temelli mücadeleyi nasıl görüyor?

Biz birçok şeyi hayata geçirmek için tasarlıyoruz ve konuşuyoruz. Özellikle LGBTİ+ öğrenciler LGBTİ+ öğretmenlerin haklarını da konuşup tartışıyoruz. Sadece sorunları konuştuğumuz bir komisyon olarak yol almıyoruz. ‘Neler yapabiliriz’i de konuşarak ilerliyoruz. Birçok alanda LGBTİ+ öğrenci ve öğretmenlerin haklarını savunduğumuz ve her zaman savunacağımız bir komisyon oluşturmaktı bizim fikrimiz. Bunu tüzüğümüzde de yazdık. Çok büyük eleştiriler aldık bu konuda. Gerici bir toplumda LGBTİ+ düşmanlığı nefret söylemleri çokça yaşanıyor. Zaten, ezilmiş olan bir kesimin, patronlar tarafından, devlet tarafından yeniden, tekrar tekrar ezilmeye maruz bırakılan toplamını oluşturuyoruz. Bununla mücadele etmediğimizde, genel anlamda, taleplerimizin de net oluşturulmadığı bir süreç oluşturmuş olacağız. O yüzden çok önemli ve kritik gördüğümüz bir sorun. Bütün cinsiyetlerin ve bütün kimliklerin değerlendirilmesi gerektiğini ve her alanda mücadele yürütülmesi gerektiğini savunuyoruz. Üyelerimiz içinde, kadın komisyonumuz içerisinde de LGBTİ+ arkadaşlarımız var. Birçok alanda da atılım yapma taraftarıyız. Dediğim gibi hem çok yeni bir sendikayız hem de tartışmalarımız yeni yeni başlayan ve devam eden süreçler olduğu için ilmek ilmek işlediğimiz, tek tek anlattığımız ama hiçbir şekilde nefret söylemleri olan, ırkçılık yapan, bir insanın politik kimliği üzerinden onu ezmek gibi tutumları olanlarla net bir ayrımımız olduğunu belirttiğimiz bir komisyonuz. Bunlarla birlikte, eşit işe eşit ücret talebimizle birlikte kadınlarla erkekler arasındaki, patronlar tarafından yönlendirilen ayrımcılığa ya da LGBTİ+ öğretmenlere/öğrencilere yapılan ayrımcılığı, nefret suçlarını, net bir şekilde göğüsleyip mücadele alanımızı oluşturacağız. Biz varız ve mücadele etmeye devam edeceğiz diyoruz.

Paylaş:

Benzer İçerikler

Yukarıdaki başlık Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği tarafından 17 Eylül Cumartesi günü Cezayir Toplantı Salonu’nda yapılan uluslararası bir konferansın başlığıydı. Toplantıda vakfın konuyla ilgili raporu sunulduktan sonra, pandemi ile birlikte kadınları iyice zorlayan bakım emeğinin çeşitli biçim ve yönleri tartışıldı.
Cinsiyetçi ücret ayrımcılığı, güvencesizlik, mobbing, şiddet… Özel okullarda çalışan eğitim emekçisi kadınların sorunları saymakla bitmiyor. Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası’nın çağrısıyla bugün (30 Ağustos) Ankara’da bir araya gelecek olan emekçiler, “Başta taban maaş olmak üzere özlük haklarımız için tüm meslektaşlarımızı buluşmaya bekliyoruz” diyor.
Haier Group fabrikasında çalışan kadınlar komisyon önerisini genel merkeze iletti. Onların yol göstericiliğinde sendikanın Eskişehir Şubesi’nde de kadın komisyonu kuruldu. Kadınlar rutin toplantılarında fabrika içi sorunların yanı sıra, kadına yönelik şiddet, İstanbul Sözleşmesini de tartışıyor. Önlerindeki hedef ise kadın işçiler olarak 8 Mart etkinliğine katılmak. Bunun için o gün izinli olmak şart.
TABİB yeni bir oluşum. Platformdaki kadınlarla konuşalım istedik, karşımıza Kadıköy Mor Liste’den arkadaşlarımız çıktı. Ülke çapında örgütlenmişler, içlerinde her sendikadan işçi var. Kadro başta olmak üzere tüm taşeron belediye işçilerinin sorunlarını görünür kılıp çözüm üretmeye talipler. Kadın talepleri içinde sendikalarda eşit temsil başı çekiyor.
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!