Şahintepe’de barınma hakkı mücadelesi: “Bizde kadınlar en baştalar”

Başakşehir’e bağlı Şahintepe mahallesinde, 400 günü aşkındır bir nöbet sürüyor. Çevre Bakanlığı ve bölge belediyesinin halkı mahalleden sürme girişimleri sonuçsuz kaldı. Kurdukları “Barınma Hakkı Meclisi” içinde örgütlenen Şahintepelilerin, fiili mücadelesinde kadınlar en önde. “Mahalle içindeki ve dışındaki kirli eller çekilene kadar oradayız” diyorlar.
Paylaş:
Ayla Önder
Ayla Önder
onderayla@gmail.com

Şahintepeli insanlar, yaşamlarını sürdürürken ani bir gelişmeyle irkildiler. AKP’li belediye yetkilisi, “depremde evleriniz yıkılabilir” diyordu. Diyelim ki öyle olacak. Bunu neden dert ediniyorlardı? Binaların depreme karşı “dayanıksız olduğu” uyarısının ardından asıl gerçeği öğrendiler. Resmi olarak evlerinin tapusuna sahip olan halka 35 kilometre uzaklıkta yeni bir mahalleyi gösteriyordu Belediye. “Sizin artık yeriniz burası, çıkın Şahintepe’den” diyorlardı.

Kentsel dönüşümle rant hesabı

Başakşehir Belediyesi değildi sadece insanların evlerine çökmek isteyen. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı İl Müdürlüğü de insanları ilçeden çıkartmaya çabalıyordu.  Burada “kentsel dönüşüm” adıyla yeni devasa binalar inşa edilecekti. Halkı ikna etmeyi ve güvenini kazanmayı umarak, kentsel dağarcıklarına yeni bir kelime daha eklediler. Şahintepe için bir “rezerv alan” dediler. Yaşayanlar kendi bölgesi dışında bir yerde yaşamaya mecbur ediliyorlardı. Kimsenin beklemediği bu “emir”e karşı ilk şokun ardından insanlar bir araya geldi. Mahalle sakinleri tapulu evlerinin gaspı için harekete geçme kararı aldı. 2022 yılında, “Şahintepe Barınma Hakkı Meclisi” adıyla bir platform kurdular. AKP’li belediyenin yerel, “ilkelerine” karşı artık her hafta toplantı yapıyordu bu platforma dahil olanlar. Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nün “çok riskli bölge” tanımı da zaten gerçek değildi. Asıl iştahı arttıran durum Şahintepe’nin “Kanal İstanbul” güzergâhında bulunmasıydı! 

Nagehan Kamçi

Asıl mesele başka

Şahintepe Barınma Hakkı Meclisi ile iletişim kurduk. Özellikle kadınlarla görüşmek istediğimizi söyledik. Nagihan Kamçi’ya ulaştık. 1986 yılından bu yana Şahintepe’de hayatını sürdüren Nagihan, “Aslında Haznedar’da otuyormuşuz ama ‘göl manzaralı’ diye ailem buraya taşınmış” diyor. 80’li yıllardan itibaren insanlar “satılık” ibareli arsaları almış, içine evlerini yapmışlar. Herkes suyunu, elektriğini de bağlatmış. Aslında asıl mesele söz ettiğimiz gibi ilçenin Kanal İstanbul’a komşu olması. Nagihan, bu ranttan dolayı belediyenin 2020 yılında yeni bir imar uygulamasını hayata geçirdiğinin, tapulu evleri başka bir mahalleye hukuksuzca taşımaya kalktığının altını çiziyor.

Onlarca Şahintepeli dava açtı

Hayata geçirilmek istenen bu projeye karşı, birçok eylem yaptıkları bilgisini paylaşıyor Nagihan. Şöyle diyor genç kadın; “Bir baktık ki evlerimizin adresleri farklı! ‘Ne oluyor’ dedik. Mahalleyi kendi kafalarına göre kentsel dönüşüm alanı olarak ilan etmişler. Yedi ayrı arazi belirlemişler. 400’den fazla tapulu arsamızı içindeki evimizi de bize sormadan o projeye dahil etmişler. Buna karşı sessiz kalmayıp, girişimlerimizle, mahkemelerle biz de harekete geçtik. Belediyenin bütün yetki devirlerine karşı davalar açtık”. Bir hukuk mücadelesi başlatan Şahintepe halkı, yürütmeyi durdurma ve iptal kararları aldırmışlar. Mahkemeleri kazanmışlar ama aynı adresler için iptal edilen “kentsel dönüşüm yetkileri”ni yeniden almış belediye.

“Bizim rızamız yok”

İstanbul’un Başakşehir ilçesine bağlı Şahintepe Mahallesi’nde, halkı evlerinden edenler elele vermiş. Bunlardan biri de müteahhit firma Başakkent A.Ş. Firma, Şahintepe’de 16 farklı alanda “kentsel dönüşüm yetkisi” alıyor ve bu yetkiye sahip olduklarından halkın haberi yok. Mahalleli onayları alınmadan yapılmak istenen dönüşüme karşı mücadelelerini sürdürüyor. İsim de takmışlar; “Rantsal dönüşüm” diyorlar. Yıllardır yaşadıkları mahalleden gönderilmek istenen Şahintepe halkının dayanışma platformu olan “Şahintepe Barınma Hakkı Meclisi”den Nagihan Kamçi, 35 kilometre uzaklıktaki Hacımaşlı mahallesine adeta zorla gönderilmek istenmelerine çok kızgın. Bu öfke komşuları Gülifer Çetinkaya’nın evi yıkılınca daha da artmış.

“Teyzemizin kafası yarıldı”

Mahalle sakini Gülifer Çetinkaya’nın bin bir emekle kurduğu evi yıkılınca tam anlamıyla kıyamet kopmuş. Bütün Şahintepeli kadınlar Gülifer’le dayanışma içine girmiş. Komşusunun yıkım sürecini konuşuyoruz Nagihan’la. Nasıl ve hangi gerekçeyle yıktılar Gülifer’in evini? Anlatıyor: “Mahallemiz Başakşehir belediyesine bağlı. Yıllar yılı burada ikamet eden Gülifer Çetinkaya’nın evini ‘İhale Usulü’ ile satışa çıkardıklarını öğrendik. Gülifer’in evini tahliye etmesi için ihtarname gönderdi belediye. Aile buna karşı çıktı ve evini terk etmedi. Ve 10 Ekim 2023’te sabaha karşı eşi ve çocukları da içindeyken binayı yıktılar. Kalabalık bir polis grubuyla geldiler. Biber gazı kullandılar. Engellemek isteyen bizleri de darp ettiler. Beni de ters kelepçeyle karakola götürdüler. 78 yaşında bir teyzemizi de düşürdüler, kafası yarıldı”.

“Hepimize gözdağıydı”

Evi yerle bir olan bu Gülifer’i ve ailesini bir yere yerleştirme telaşı başlıyor.  Barınma Meclisi kadınları harekete geçti. Bir ev kiraladılar önce. Çetinkayalar’ın enkaz haline gelen evindeki kullanılabilecek eşyaları yıkıntıdan tek tek çıkardılar.  Kiralanan evin diğer eksiklerini de karşılayan kadınlar, ailenin başlarını sokacakları bir mekânı oluşturdular. Ve Şahintepe Barınma Hakkı Meclisi üyeleri, evin enkazının bir bölümünü temizleyip, alan açarak kendilerine yeni bir “nöbet alanı” yaptılar. Bütün itirazları yasal çerçevede yaptıkları halde sonuç sinir bozucuydu. “Gülifer’in evinin yıkımına engel olamadık çünkü yüzlerce polis ve zabıtayla gelmişlerdi” diyor genç kadın. Bu evi ısrarla ve hukuksuz yıkmaları bir nabız yoklaması mıydı? “Evet” yanıtını veriyor. Gülifer Çetinkaya ile görüşmek istiyoruz. Evi yıkıldığı için mücadeleye devam ettiğini ama medya ile görüşme durumu olunca eşi istemediği için geri planda durduğunu söylüyor.

“Zorla tapulu mülke el koyma” ve hukuka aykırı, “kentsel dönüşüm” uygulamasıydı bu yaşananlar. Bu fiili karşı duruş hukuksal adımlarla ilerliyordu. Peki bu mücadelede mahalleli kadınların rolü neydi? İçinde kadınların bulunmadığı hiçbir mücadelenin kazanılmayacağına inandıklarını söylüyor Nagihan ve ekliyor; “Bizde kadınlar en baştalar, en öndeler”. O’nun aktarımından şunu da öğreniyoruz; Kazandıkları 80 dolayında mahkeme celbi var ve buna uyulmuyor! Hukuksal kararlara uyulmaması üzerine tazminat davalarının açılacağı bilgisini de paylaşıyor. Şahintepeliler, Başakşehir Belediyesi’ni ve TOKİ’yi adeta dilekçe yağmuruna tutmuşlar. 150’ye yakın dilekçe gönderilmiş. Mahkeme kararlarına bu şekilde de direnmeye devam ettikleri anlatıyor. “Barınma hakkımız engellenemez” diyor.

“Ne işin var kahvede dediler”

Öyle semt sakinleri var ki burada. Dava açmamış ama TOKİ’nin uzattığı belgeleri de imzalamamış. “Sadece o imzaları atmayarak yanımızda olan yüzlerce insan da bizi çok onurlandırıyor” diyor Nagihan. (“Evim buradan taşınsın” imzası) Mahallenin esasında kapalı bir toplum olduğunu anımsatıyor ve kadınları geride tutmak isteyenlerin varlığından söz ediyor. “Öyle ama istenenin tam tersi, itaatsiz arkadaşlarımız da var. Hani o ‘dik’ dediğimiz. Bizim barınma meclisimizde yer alan kadınlar, genellikle o karakterde. Ben de öyleyim. ‘Kadın yapamaz’ deyince tepkim oluşuyor. Örneğin ilk başlarda bu mücadelede tek kadın bendim. Toplantılar kahvehanede olurdu. “Kadın başına ne için var erkek kahvesinde” diye çok laf edenler olurdu. “Ne alakası var. Benim de kahveye gitmeye hakkım var” derdim. İlk önce abes karşıladılar sonra sustular. Şahintepe barınma mücadelesinde kadınlar başköşede. Bu beraberliğimizin arkasında asıl olarak onlar var”.

Paylaş:

Benzer İçerikler

Kadınların büyük bir bölümü örgütsüz işyerlerinde asgari ücretle çalışıyor. Dolayısıyla asgari ücrete zam yapılmaması en çok onları etkiledi. İstanbul ve Malatya’da çalışan işçi kadınlarla asgari ücreti konuşalım istedik. Ama ağır çalışma koşulları, meslek hastalıkları, ev ve bakım işleri, bitmeyen mesailer gibi ortak dertlere de girmeden edemedik.
Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesi Vizyon Belgesi ve Eylem Planı’nı değerlendiren feminist sosyolog Berfin Atlı “Esnek çalışma modeli kadınların yoksulluk döngüsünü kırmak yerine, bu döngünün derinleşmesine neden olacak” diyor.
Diyarbakır’da cami önünde Kur’an-ı Kerim okuyarak geçimini sağlayan, engelli bir oğlu olan Rojda, ‘’Ama kendime de bir dua ediyorum. İnşallah oğlum benden önce ölür diye. Bakacak kimsesi yok. Ölüm fakirlikten ve kimsesizlikten iyidir’’ diyor.
Tatil öncesi meclise getirilmesi beklenen 9. Yargı Paketi’nin içindeki “etki ajanlığı” düzenlemesinin kadın ve LGBTİ+’ların güçlenme ve dayanışma mekanizmalarını nasıl etkileyeceğini Mor Çatı ve Kadının İnsan Hakları Derneği ile konuştuk.
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!