’35 kiloluk kasaları kafamın üzerinde kaldırıyordum’

Malatya’da BİRTEK-SEN’in örgütlenme faaliyetini yürüten tekstil işçisi bir kadın arkadaşımızla konuşuyoruz. Depremden sonra da kayısı fabrikalarında, düşük yevmiyeyle çalışan kadınların çoğu kayıtdışıymış. 16 yaşında koca koca kasaları taşıyarak işe başlayan arkadaşımızın en fazla şikâyet ettiği konulardan biri de işyerinde cinsel taciz.
Malatya’da kayısı işi hep kadınlarda:
Paylaş:

Kayısı kenti Malatya’da depremin kadın işçilerin çalışma yaşamını nasıl etkilediğini anlamak için tekstil işçisi kadınlarla buluşarak 6 Şubat depremi öncesini ve sonrasını konuşmaya çalıştık. BİRTEK-SEN’in örgütlenme çalışmasını yürüten ve yıllardır farklı sektörlerde çalışan işçi kadınlardan, Malatya’daki kadın istihdamını, ücretleri, çalışma koşullarını, sosyal yaşamlarını, mücadele ve örgütlenme deneyimlerini dinledik. Piyasada iyi bilinen bir firmanın Malatya’daki fabrikasında çalışan öncü bir kadınla yaptığımız görüşme, bizim için çok keyifli ve öğreticiydi. Şehirdeki sanayi bölgelerini iyi bilen, çalışma koşullarına hâkim ve bunları bütünüyle değerlendiren bir kadın işçiyi bulmuşken aklımıza gelen tüm soruları soruyoruz.

Kadınlar ya çocuğundan vazgeçecek ya da işinden

Depremden sonra kadınlar, erkeklerden farklı olarak nasıl etkilendiler?

Çoğu işçi kadın boşanmış mesela. Özellikle tekstilde çalışan birçok kadın eşinden ayrı. Hayatını idame ettirmek ve çocuklarına bakabilmek için çalışıyorlar. Çalışıyorlar ve çocuklarını bırakabilecekleri bir yer yok. Ama çalışmak, geçimlerini sağlamak zorundalar. Bir erkek sokakta kalsa da çok etkilenmiyor belki ama bir kadın için böyle bir şey söz konusu değil. Kadının hiçbir zaman güvencesi yok maalesef. O yüzden kadınlar ve kız çocukları daha çok etkileniyor. Çocuklarını çadırda bırakmak zorunda kalıyorlar, korkuyorlar. Dışarıdan erkek sesleri geliyormuş, çadıra ellerini vuruyorlarmış. Bu tarz şeyler de oluyor ve uyuyamıyor. Uyumadan işe gidiyor mesela. Tekrar geliyor aynı şekilde.

Depremden sonra özellikle sanayi bölgelerinde, evinin düzenini kurmaya çalışan, çadırın işleriyle uğraşan, çocuklarını bırakamadığı için işten ayrılan çok kadın oldu mu?

Çok oldu. Bizim bölümde yarısına yakın kadın çıktı işten. İlk süreçte düzgün bir psikolojimiz yoktu. Deprem sürekli oluyor ve biz kaçıyorduk. Ayaklarımız sırılsıklam. Biz bir aya yakın montlarla filan yattık. Oturarak uyuduk, nöbetleşerek uyuduk. Böyle bir süreçten geçerken çocuğunu bırakıp nasıl gideceksin mesela? Mümkün değil. Bana annemler çok teklif ettiler, “Kızım sen işe gitmek istersen, gidip orada kalmak istersen sıkıntı yapma, biz bakarız çocuklarına” diye. Bırakamam. O kadın da bırakamaz. Baba ne kadar etkilenir bilmem. Çalışmıyorsa eğer kadına bırakıp gidiyor işine. Ama çalışan kadın öyle değil. Ya çocuğundan vazgeçecek ya işinden. O psikoloji ile işinden vazgeçiyor. Çünkü onu kaybetmek gibi bir lüksü yok. Ağır bir yükümlülük. Bu yüzden çok fazla kadın işten ayrıldı. Üstelik hak talep edip ayrılanların hepsi de kadındı bizim işyerinde.

İşten çıkan kadınların yerine işçi aldılar mı?

Eski elemanları çağırdılar. İşten çıkardıkları eski elemanları. Mesela ben geçen gün içeriden resim çektiklerinde baktım. Eskiden bizimle çalışan arkadaşlar vardı. Çoğunlukla kadın alıyorlar. Ustayla görüştüm. İşçi istiyorlar. Dedim ki erkek kardeşim var, gelsin çalışsın. “Yok biz kadın alıyoruz” dediler. Kadın, tekstilde daha çok aranıyor. Kadın, dikimi de diğer işlemleri de yapabiliyor. Kadın için de sekiz kişilik konteyner şartı koşuyorlar. Sekiz kişi aynı konteynerde kalmak zorunda. Şehir dışına çıkıp gelenler, ailesi şehir dışında olan kadınlar için… Malatya tamamen dışarıya çıktı zaten. Kimse kalmadı. Konteynerleri de bu şekilde ayarlayarak çalışıyorlar.

Sekiz kadına bir konteyner veriyorlar

Diğer firmalar da mı böyle?

Bizim fabrikada yine aileyle alıyorlardı. Benim müdürüm kendi söyledi mesela-ben işimi iyi yaptığım için gelmemi istiyordu- “Çocuklarını da getir, alırım. İstersen hatta yanında yengen, abin falan gelecekse onları da idare ederim” demişti. Bana özel yapmışlardı mesela. Tüm işçilere değil… Onun yanında ben başka birini biliyordum. Ailesi sekiz kişiydi ama vermediler konteyner. Bir çalışan için tutup da sekiz kişilik konteyneri işgal ettirmem demişti. Güya aileye veriliyordu. Bu sözde söylenen bir şey ama yapılmıyor. Gerçekten biraz da adamına göre olayı var.

Kadınlara yeteri kadar iş alanı var mı Malatya’da?

Malatya’da kadın çalışıyor zaten. Kadına Malatya’da her yerde iş var. Mesela benim yengem kayısı fabrikasında aşçılık yapıyor. Önce fabrikanın içinde çalıştı. Mesela ben de öğrencilik dönemimde orada çalıştım. Öğrenci de burada hiç açıkta kalmıyor. Ev hanımı da açıkta kalmıyor. Malatya’da sürekli bir iş potansiyeli var.

Depremden önce ne iş yapıyordu kadınlar?

Yarısı tekstilde, yarısı kayısı fabrikasında. Çalışanların bir kısmı kesinlikle bu şekilde bölündü yani. Kayısı fabrikalarında sigortalı çalışma çok düşük. İşçi daha çok eziliyor. Yengem yemekhanede çalıştığı için sigortalı. Fabrikanın tamamı sigortasız. Bizim fabrikada kuraldır; kartını basarsın, çıkarken kartını basana kadar paran işler. Tekstilde de genel olarak böyle. Mesailerin ödenmemesi çok yaygın. Suriyelilerin çalıştığı, işçiye diş geçirilebilen, kuytu köşedeki birçok tekstil fabrikası bunu yapıyor. Mesaisini ödemiyor, yevmiyesini kesiyor, bir bahane bulup primini kesiyor. Orada işçiye yine bir haksızlık var; ama öte yandan Malatya’da kadın kadar rahat iş bulabilen yok. Eşim iş bulamadı, ben girdim mesela. Sektörler çok kadın.

Kadınlar kayıtdışı çalışıyor

Kadın çalışan sayısı resmi verilerde çok düşük görünüyor oysa…

Kayıtdışı. Organizenin yarısı kayısı fabrikası mesela. Konfeksiyonlar da çok var. Sigortasız çalışan konfeksiyonlar da var. Mesela benim 16 yaşındaki yeğenim öğrenci; “Deprem sürecinde boş durmayayım, çalışayım” dedi. Kendi binalarının alt katındaki konfeksiyonda çalışıyor. 16 yaşında kız çocuğu, sigortası yok, diğerleri kadar da ücret almıyor. Günübirlik yevmiye alıyor. Diğerleri asgari ücret alıyor. Böyle şeyler var. O yüzden kayıtlı istihdam çok düşük. Bizim bu köye tam zamanlı servis geliyor mesela. Burada elemanı var diye servis geliyor.

Kadınlar daha çok kayısı fabrikasında mı çalışıyor?

Evet. Erkekler kayısı fabrikasında çok az oluyor. Mesela beş tane erkek varsa kayısı fabrikasında 300 tane kadın çalışıyor. Erkekler sadece yıkamada çünkü. Kasalar yıkandığı için ağır oluyor. Bazen o işlere genç kızları veriyorlar. Ezmenin daha rahat olduğunu düşündükleri, pasif gördükleri genç kızları alıyor usta, kasaları onlara kaldırtıyor. Genç kızken ben de çok yaptığımı biliyorum. 35 kiloluk kasaları kafamın üstünden kaldırıp pat pat attığımı biliyorum. Yapıyorduk. Kilom 45’ti ben bu işleri yaparken.

Ücretlendirme nasıldı?

Yevmiye usulü. Mesela yengem sigortalı çalışmasına rağmen cumartesi tatili yok. Tekstilde en azından cumartesi günü tatil. Tatil değilse fazla mesai ücreti alıyorsun. Bunlarda mesai ücreti yok. Resmi tatillerde, bayramlarda bir ödenek yok. Kayısı fabrikalarında öyle bir şey yok. Keza birçok tekstil fabrikasında da öyle aslında. Kayısı fabrikalarında hep yevmiyeli çalışıyorlar. Hesaba vurduğun zaman asgari ücreti bulsa bile, resmi bayramları, cumartesiyi bile çalışarak asgari ücreti alıyorlar. Zorunlu tutuyorlar. Pazarları da çalışıyorlar çoğunlukla. Pazar çalışıyorsan günlük yevmiyeni alıyorsun. Fazla mesai ücreti olarak almıyorsun.

Biz cumartesisiz asgari ücret alıyoruz. Artı prim. Prim olayı her fabrikada yok. Halen daha bazı fabrikalar işçinin gelmesi için “gelirseniz prim de veririz” diyorlar. Depremden önce de bu vardı ama şimdi daha da yoğunlaştı. İnsanları fabrikaya getirebilmeleri için deprem primi diyorlar. Diğer fabrikalar da yapabilirler. Çünkü biz yaptığımızda diğer fabrikalara onu yansıtıyoruz. Onlar da talep etsinler diye uğraşıyoruz.

İşten çıkarılanların da bir şekilde yeri dolduruluyor yani…

Dolduruluyor, bir de artık bir Suriyeli göçmen işçi gerçeğimiz var. Şu andaki yerel işçi bazı şeyleri beğenmiyorsa, talepte bulunuyorsa alttan onları kabul ettikleri için -erkekler için de bu geçerli- mesela bazıları cehennem taşı dedikleri fırın taşları yapıyorlar. Oranın çoğu Afgan, Suriyeli. Onlar daha az parayla daha çok iş yapıyorlar. Benim eşim mesela, bir dönem orada depo müdürüydü. Biri dese ki işte “Bu yemek kötü, bunu biz yemeyeceğiz”, “Bak o yiyor, yemiyorsan işten çık” diyorlardı.

Kadınlar tüm sektörlerde ucuz işgücü

Organize sanayide kaç fabrika vardır tahminen?

Sayısını bilmiyorum. Çok fazladır. Sadece kayısı ve tekstil de değil ki. Kayısı dışında kuruyemiş olayı çok fazla burada. Lokum, bisküvi, gofret, çikolata, helva fabrikaları var. Şitoğlu mesela pekmez, reçel yapıyor. Kadınlar daha yoğun çalışıyor. Lokum fabrikalarında biraz erkek ve kadın sayısı eşit oluyor. Orada kazan filan var çünkü. Plastik buz küpleri, bidon yapan fabrikalar var. İki tane deterjan fabrikası var. Kimyasal alanda üretim yapan fabrikalar da var yani.

Kayısı fabrikaları 12 ay çalışıyor mu?

Çalışıyor. Çiçek-çağla döneminde bazen bir-iki ay falan kapatılıyor. Bu aylarda henüz fiyat da belli değil. Çünkü kayısı yandıysa fiyat yükselecek, yanmadıysa düşeceğini bildikleri için o dönemde işverenler riske girmemek için daha çok para kazanmak adına kapatıyorlar. Sadece o değil. Mevsimlik işçi olayı da çok fazla. Eskiden mevsimlik işçi akşama kadar 20-25 kasa kayısı yapardı, bir yevmiyeydi. Ama şimdi kasa başı paraya döndü. Kasa 10 liraysa, kaç kasa yaparsan ona göre alıyorsun. Bunda da yine yoğun olarak kadın var. Dışardan geliyorlar çoğunlukla; Adıyaman, Urfa, Batman, Van.

Başka ne gibi sorunlar yaşıyordunuz?

Isınma çok problem. Mesela bu gıda fabrikaları… Tavukçuluk da çok var Malatya’da. Çok fazla çiftlik var. Mudurnu, Seherde, Öznesil var mesela. Öznesil kapattığı zaman iflas ettiklerini söyleyip işçilerin bütün paralarını yiyorlar. Sadece tazminatları değil, son ayın parasını da vermiyorlar.

Erkeğe hakaret edemiyorlar

Servisler kadınlar için sorun oluyor muydu, özellikle vardiyalı çalışmalarda?

Vardiyalı çalışanlar da var. Bizim fabrika da vardiyalı çalışmak istedi. Biz kadınlar olarak tepki gösterdik, greve gittik. Birçok fabrikada o sorun var. Geçen günkü toplantıda bir kadın söyledi. Servisçi demiş ki “Ben o yokuşu çıkmam.” Bizim fabrikada öyle değil. Biz rahatsız olduğumuz durumun videosunu çekiyoruz. Üç, dört defa gidiyoruz. Bir şekilde onu hallediyoruz. Ama onlar bu hakkı alamamışlar. Hatta kadın çok tepki gösterince onu işten çıkarmışlar. Bizim fabrikada da yaşandı. Kadının servisiyle ilgili problem vardı. Şikâyetçi oldu. Servisçilerin şefi kadının ekmeğiyle oynadı. İşten çıkarttırdı. İçeriyle iletişimi varsa yapıyorlar. Kadının üzerinde daha rahat baskı uyguluyorlar. Daha savunmasız görüyorlar. Mesela kadınlar hakareti daha çok kaldırıyorlar. Erkeğe hakaret edemiyorlar. Hakaretin kabul edilmesinin de orada yerleşmesinin de sebebi aslında orada kadınların olması.

Erkek işçilerle sorunlar yaşıyor musunuz ortak mücadele yürütürken?

Sana rahat asılıyorlar. Sen onunla birlikte mücadele yürütüyorsun, onunla muhatap oluyorsun, dedim ki bir eylem yapacağız, bir şey yapacağız… Onun rahatlığıyla tutup gece bana mesaj atıyor yani. Bir kere görüntülü aradılar, eşime verdim. Açtı, güm diye kafasını arkadaki duvara vurdu. E böyle olursun yani. Ne yazık ki. Kadın olmak her anlamda sıkıntı. Sen bir şey için uğraşıyorsun, işini yaparken de ayrı bir zorlanıyorsun, hakkını ararken de ayrı bir zorlanıyorsun. Erkek kadın fark etmeksizin çok insanla konuşuyorum. Sendikaya birlikte gidip geliyorsun ama yine bir yavşaklık çıkıyor. Üzerime iddiaya girdiklerini biliyorum. Sendikaya gidip gelirken tek kadın bendim. Bir ablamız daha vardı ama eşi çok kıskanç diye gelip gidemiyordu. O süreçte üstüme “Ben bunu kandırırım” diye iddiaya girenler oldu. Daha dün, kovdurduğumuz eski bir şef istek gönderdi. Sen beni nerden buldun da istek attın? Oranın zamparasıydı; çok çapkınlık yaptığı, kadınlara çok hakaret ettiği için biz grev yaptık. “O adamı fabrikaya sokmayacağız” dedik. Bizim fabrikada “Burada elimden geçmeyen kadın yok” demişti. Bunu söyleyen bir adam fabrikadan geçmesin. Ne münasebet yani! Fabrikaya adamı sokmadık. Bunları yaşıyoruz. Orada sırf iş yüzünden muhatap olduğumuz adam instagramdan mesaj atıyor. Buluyorlar bizi.

Kadınlar işyerinde tacize uğruyor

Daha çok şef, amir düzeyinde mi bu erkekler?

Evet. Ama işçiler de yapıyor. Konuşmaya, örgütlemeye çalışıyorsun. Mesela lavaboya giderken ayak üstü “Bugün bunu bunu yapacağız, haberiniz olsun” filan diyorum. Oradan başka biri görüyor, sırf o adamla konuşuyorum diye yanıma geliyor. Elini atıyor, kankam falan diye. Hani ne oluyor? Yemek yiyoruz mesela, pat diye geliyor, benim masama oturuyor. Cılkını çıkarıyorlar. İster istemez yaptığına da yapacağına da içine girdiğine de pişman oluyorsun. Mesela sendika başına başkan beni çok zor ikna etti. Gerçekten başkan için kabul ettim. Ben kesinlikle artık işçiyle muhatap olmak istemiyordum. İşçiye doydum ben.

Mesela şikâyet yazıyoruz. Kadınların lavabolarının üstündeki kutuları söktüler. Çünkü biz kadınlar olarak böyle gümbür gümbür bastırınca artık atacak yer kalmadı. Biz bir poşete koyduk, astık üstüne, götürsünler diye. Bizimkileri bıraktılar, erkeklerinkini aldılar. Erkekler de bize atıyor ki götürüp ustalara vereyim. Aldım. Bir tanesi mektup yazmış. Şimdi ben ne yapayım? İşyerinde kadınlara taciz var. Hak arayacak da bu kadın nasıl arayacak? Bir de bunu aşması gerekiyor. Kadınlar işyerinde daha savunmasız.

Cinsel tacizi ispatlamak…

Cinsel tacize karşı nasıl mücadele ediyorsunuz?

Ben şikâyet ettiğimde işten çıkarılan insanlar da oldu. İlk taciz edildiğimde çok kötü olmuştum. Bir iki üç derken bir gün bağırdım artık fabrikada. Ağlayarak bağırdım. Oranın hanım ağası gibi bir kadın vardı. O tepki gösterdi adama. Ben işimi bıraktım, gidiyorum. Şefime söyledim, adam beni taciz ediyor diye. Konuşmuşlar. Adam zihinsel engelli kadrosunda çalışıyormuş. Ama benden daha akıllı. Şikâyet edeceğimi bir kadına söylediğim zaman “Eğer şikâyet edersen seni işten çıkarırlar” dedi bana. Niye dedim? Daha önce kadının biri gidip müdüre “Adam bana sürekli bakıyor” demiş. “Sen nerden baktın da gördün” diye kadını işten çıkarmışlar. Şimdi sen bunun üstüne nasıl gideceksin, şikâyetçi olacaksın? Ondan sonra bir iki kadına daha yapınca dile getirmişler. Müdürler yine “Bir şey olmaz, abartmayın” dediler. Resmi dilekçe yazdım. Adamı gününde işten çıkardılar.

Ama burada şöyle bir şey var: Birazcık da sineye çekmek zorunda kalıyorsun ne yazık ki. Bir eylem içerisindesin, yapıyor, rahatsızsın, tavrını koyuyorsun, bir mesafe koyuyorsun ama maalesef gidip şikâyet de edemiyorsun. İspatlamak zorundasın. Zehir gibi, deli gibi çalışkan bir kadın vardı. Sendikalıydı. Ustayla biraz sohbeti vardı diye sevgilisidir dediler. Kadını işten çıkardılar. 

Malatya’da kadın istihdamı artacak

Sence depremden sonra yeniden buralarda ne olacak, kadın istihdamının durumu ne olacak?

Devam edecek. Hatta fabrikalar daha fazla kadın eleman alımına yönelecek. Konteyner kentler kuruluyor. Oralara büyük ihtimalle servisler ayarlanacak. Ne yazık ki kiracılık gibi bir gerçek var. Birçok ev yıkıldı ve ev sahiplerine TOKİ’den çıkacak evlerin hepsi ev sahiplerine verilecek. Benim gibi kiracılar ne yazık ki enkaza tabi olacağız. Benim eşim iki ay sonra gelecek ve buradan gitmek zorundayım artık. Bir konteynerde yaşayacağım. Ya da kiralık bir ev bulacağım. Seçeneğim yok.

Ben de şehir dışına çıkmayı düşündüm. Depremden hemen sonra farklı şehirlere giden arkadaşlarımla konuştum. “Kadınlar için buralarda hiç iş yok” dediler. Geri dönmek zorunda kalan insanların bir çoğunun -özellikle boşanmış kadınların- tekrardan çalışması gerekiyor. Mesela Şırnak’a giden kadınlar iş bulamadılar. Şırnak’ta kadına dair hiç iş yok. Van’da hiç iş yok. Adıyaman’da bir iki tane tekstil fabrikası var. Onların daha vahim durumu. Yine Malatya bu konuda kadınlar için daha iyi. Mecburen gelecekler. Ben mesela Sinop’a gitmeyi düşündüm. Orada konfeksiyon çok. Ama kurumsal fabrikalar daha az. Malatya’da göre daha gelişmiş bir şehir. Ama tekstilde kurumsal fabrikaları daha az. Çok enteresan. Gitsem ne yapacağım orada? Onun bir kaygısı oluşuyor ister istemez. Yıkım da olsa kendi memleketim daha rahat. Sanayiyi daha iyi biliyoruz. Hangi fabrika hangi şartlarda, daha iyi biliyoruz. Malatya’da bir işten çıktığımızda daha rahat iş bulabiliyoruz. Böyle bir gerçek var. Malatya’da şimdi temizlik şirketleri ve aşçılık da çok var. Yemek fabrikaları var. Kadınların çoğu oralarda çalışıyor artık.

Doğuda çok şehir yıkıldı. O insanların hepsinin batıda olduğunu düşünün. Hepsinin iş bulması mümkün mü? Diğer şehirlerden Malatya’ya ciddi talep var. Şu anda Malatya’da komple Van ve Muş var. Erzurum burada. Adıyaman’da, Maraş’ta fabrikalar yıkıldı. Oralardan da gelenler olacak. Malatya’nın iş konusunda sekteye uğrayacağını düşünmüyorum. Hatta işçiler biraz bastırırsa çalışma şartları biraz daha iyi olabilir. Fabrikaların şu andaki en büyük sıkıntısı işçilerin evsiz olması.

*Bu haber, Rosa Luxemburg Stiftung tarafından desteklenen ‘Deprem bölgesinde ücretli ve ücretsiz kadın emeğinin analizi ve politika önerileri’ başlıklı çalışmamız kapsamında yayımlanmıştır.

Fotoğraflar: Bahar Gök

Paylaş:

Benzer İçerikler

Her kadının yaşamı, bir mücadele hikayesidir aynı zamanda. 14 yaşından beri kayısı fabrikasında hep sigortasız çalışan Emine’nin de öyle. Malatya’da hayatın “akışına” karşı çıkıp dayakçı kocadan boşandı. Çocuklarıyla birlikte konteyner kentte kendine yeni bir hayat inşa ediyor.
Kendine özgü muhalif duruşu var Bahise’nin. Çevresindeki insanlar hayatına dair bir kitap yazmasını çok istedi. “Yıllar boyunca herkes benim hikayemi kaleme almam önerisinde bulundu” diyor. Ne var ki yazmadı. Katılmadığı eylem neredeyse yok. 1 Mayıs 1977 katliamında yaralandı. Devasa meydanı dolduran insanların arasında yer alan Bahise anlattı.
Depremzede Münevver ve Şermin’le deprem öncesi ve sonrası verdikleri yaşam mücadelesini konuşuyoruz. Münevver, şehirden göç eden bazı kadın işçilerin tazminatlarını alabilmek için eski eşleriyle evlenmek zorunda kaldığını anlatıyor. Şermin ise emekliliğin kadınlar için hayal olduğunu söylüyor.
Depremle her şey alt üst oldu. Hatay’da eskiden de günübirlik işlerde çalışan kadınlar, bu güvencesiz bağ ve bahçe işlerine iyice mahkûm hale geldiler. Sigortalı bir iş bulduğu için kendini şanslı hisseden Hülya da uzun süre böyle çalışanlardan. “Normalde günlerimi tamamlamış olmam lazımdı. Ama ben sıfırdan başladım” diye özetliyor durumunu.
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!